Pretest Words Flashcards
salubrious
sağlıklı, sağlığa yararlı
laconic
kısa ve özlü söz, veciz, az ve öz konuşan kimse
specious
aldatıcı, yanıltıcı, sahte
loquacious
çenesi düşük, geveze, konuşkan
doctrinaire
kuramcı, ilkesel, öğretisel
taciturn
suskun, sessiz
remonstrate
itiraz etmek, yakınmak-azarlamak
exacerbate
kızdırmak, şiddetini arttırmak, kötüleştirmek
syllogistic
kıyassal, relating to a process of logic in which two general statements lead to a more particular statement:
ephemeral
çok kısa süren, kısa ömürlü, gündelik, geçici
presage
kehanette bulunmak, önceden görmek, malum olmak
antecede-antecedent
-den önde olmak, öncül, önce gelen. Many people feel a great curiosity to find out about their antecedents
subsume
sınflandırmak, içermek vb.
to include something or someone as part of a larger group:
Soldiers from many different countries have been subsumed into the United Nations peace-keeping force.
meretriciousness
gösterişli, şatafatlı
exculpation
aklanma, aklama
obfuscation
gizleme, örtme
peculation
zimmete geçirme
equivocation
üstü kapalı ifade, kaçamaklı söz, kelime oyunu
vacillation
kararsızlık, tereddüt, sendelemek
vicissitudes
hayatın iniş çıkışları, farklı evreleri
precursor
öncü, haberci, ilk, başlatıcı
tome
büyük kitap, cilt
arcane
saklı, sır dolu
insipid
lezzetsiz, tatsız tutsuz, yavan
nefarious
kötü, alçak, hain
desultory
gelişigüzel, ratsgele, düzensiz, istikrarsız
superseded
yerini almak, yerine başkasını almak, yerine geçmek
embellished
süslü, süslenmiş
commensurate
orantılı, uygun, oranlı
analogous
paralel, kıyas edilebilir, karşılaştırılabilir, comparable.
extraneous
dışardan gelen, yabancı, ikincil, konu dışı
impermeable
geçirimsiz, sızdırmaz, su geçirmez-have geçirmez
enigmatically
anlaşılmaz biçimde, esrarengiz bir biçimde
purportedly
söylendiğine göre, varsayıldığına göre
felicitously
mutlu bir şekilde, isabetli bir şekilde
preternaturally
doğal olmayan yollarla
facade
dış görünüş, aldatıcı görünüm
hermetic
anlaşılması zor, sımsıkı kapalı.
sedulous
çalışkan, azimli, gayretli
mundane
olağan, dünyevi, dünyaya ait
iconoclastic
yerleşmiş geleneklere karşı çıkan, put kırıcı.
disparage
kötülemek, yermek, küçük görmek
stipulate
şart koşmak, koşul koymak taahhüt etmek.
proscribe
yasak etmek, men etmek
satiating
gına getirmek, doyurmak, tıka basa yedirmek,
vitiating
berbat etmek, bozmak, etkisini bozmak
equivocal
iki anlamlı, şüpheli, tartışmalı
intransigent
uzlaşması olanaksız
malleable
değişken koşullara uyum sağlama, uysal, yumuşak başlı
labile
değişken, kararsız
demotic
halkın, halka ait
limpid
duru, şeffaf, saydam, berrak
unfettered
serbest, özgür, dizginsiz
misogyny
kadın düşmanlığı
abnegation
yadsıma, inkar etme, reddetme
indigence
fakirlik, parasızlık, muhtaçlık
concomitant
beraberinde gelen şey, doğal sonuç, bir olaya eşlik eden sonuçlar,
transgression
sınırını geçme, sınırını aşma
miscellany
koleksiyon, derleme
delineate
betimlemek, tasvir etmek
belie
yalanlamak, çelişmek, yalancı çıkarmak
homily
uzun konuşma, vaaz öğüt
platitude
tatsız söz, basmakalıp söz
queries
sorgular, sorgulamak
postulate
varsaymak, kabul etmek, öne sürmek
vacillating
sendeleyen, kararsız, bocalayan
pellucid
saydam, şeffaf, anlaşılır
obtuse
anlayışsız, kalın kafalı
honed
bilenmiş
tainted
kusurlu, lekeli
substantiated
doğrulanmış
obsequious
şakşakçı, yağcı
edifying
ahlakça yükselten
unconscionable
vicdansız, insafsız
paragon
kusursuzluk örneği, mükemmel numune
repudiate
inkar etmek reddetmek
maligned
iftira atılmış
venerated
saygı gösterilen
execrable
iğrenç berbat
sycophantic
yalakalıkla yapılan, dalkavukça