Book 3-2 Flashcards
잔치 = 연회
Feast, ziyafet, şölen
고생하다 = 수고하다 = 애쓰다
Zahmet çekmek, sıkıntıya katlanmak
To go through trouble
빈대떡
A mung-bean pancake
Yesil soğan gibi şeylerle yapılan Kore’nin geleneksel pidesi
안 그래도 = 그렇지 않아도
Actually, to be about to do something (even if it was not like that)
Bir şey yapmak üzere olmak (öyle olmasa bile)
회갑 잔치
화갑 잔치
회갑 잔치를 하다
60th birthday party
돌잔치 = 첫 번째 생일
돌잔이
First-birthday party
집들이
Housewarming (party)
차례
차례를 지내다
차례를 모시다
Memorial service (ceremony)
Ölülere hazırlanan yemek masası
Order, turn, go, table of contents
친척집
Relative’s house
시키다
Ismarlamak, buyurmak, yaptırmak
To make, get (sb to do), order
식구
Family member
애인
Lover
과장님
The head of a department, daire müdürü
산꼭대기
Dağın tepesi, mountain peak
과부하
Aşırı çalışmak, aşırı yüklemek, overload
벼력치기
Sınav öncesi yoğun çalışma, cram
취향
Zevk, eğilim, taste
야
Hey
준비 중이다
N 중이다 V는 중이다
Hazır duruma getirmek
To be in preparation
아까
A while ago
안부
Selamları iletme, regards
Uzun zamandır konuşmadığımız kişilere
안부를 전하다
한국 여행을 하고 돌어가는 고향 친구에게 우리 부모님께 안부를 전해 달라고 부탁했다
Selam söylemek
Say hello
안부를 묻다
고향에 돌아간 친구가 2급 때 반 친구들 모두 잘 지내냐고 안부를 묻었다
Selamlamak, keyif sormak
To inquire (ask) after
안부가 궁금하다
오늘 우연히 조등학교 동창생을 길에서 만났다. 이런저런 이야기를 하니까 그 때 친구들의 안부가 궁금해졌다.
Nasıl olduğunu bilmek istiyorum
I want to know how you are doing
안부 전화를 하다
한국에 유학 온 뒤로 일주일 한 번씩 고향에 계신 부모늠께 안부 전화를 한다.
To call to say hello
안부 편지를 쓰다
To write a greeting letter
안부 문자를 보내다
친구한테 잘 지내냐고 휴대 전화로 안부 문자를 보냈다.
To send (text) one’s regards to
안부 인사를 드리다
어제는 할머니 댁에 안부 인사를 드리러 갔다.
To give greetings
편찮으시다 = 아프다
To be sick, ill
büyüklere söylenen hali
아깝다 = 아쉽다
Acınacak, acıklı, yazık olan
To be wasteful
직후
직전
Immediately, bir olay olduktan hemen sonra
………den tam önce
식 = 방식 = 방법
In (a certain) way
신입생 = 새내기 = 신참 = 신입
신입생을 모집하다
재학생
Freshman
Enrolled student (registered) student
오리엔테이션 = 예비교육
Orientation
곡 = 노래 = 곡조
A counting unit for songs, (a piece of) music; (곡조) tune, melody
신입생 환영회
Yeni gelen öğrenci karşılama partisi
Welcome party for the freshmen
회비
회비를 모으다
회비를 내다
A (membership) fee, school support fees
뒤풀이
뒤풀이하다
뒤풀이에 가다
After party
선배
후배
직속 선배
신구 대면식
Senior
Junior
일단
First
그냥
Just
장기 자랑
장기 자랑하다
Talent show
쫄깃쫄깃하다
면발이 탱글탱글하다
To be chewy, (면 등이) al dente
The noodles are firm
걸리다
Asılmak, yakalanmak, takılmak, tutulmak,
To hang, be hung, catch, be caught
공감하다
Sempati duymak, …e katılmak
To sympathize with, empathize with
뒷골목
Arka sokak
Backstreet, alley(way), back alley
저희 = 우리
We
슬슬 = 서서히 = 천천히
피하다
Yavaş yavaş, yavaşça
Slowly, softly, gently, lightly
Kaçmak, kaçınmak
회식
Office dinner
참석하다 = 가다 = 참가하다
참여하다
↔
불참하다 = 빠지다
e katılmak, to attend (a meeting) - benim düğünüme gelen misafirler - festivalde bilet alıp gelenler
Katılmak, bir topluluğa girmek, ortak olmak, to participate, get involved -festival var ve ben festival çalışanıyım
Katılmamak, to not attend, not participate, be absent
잔뜩 = 가득 = 곽 = 많이
Aşırı derecede
Highly
기대하다 = 고대하다 = 바라다
기대에 어긋나다
Bir şeyin olmasını istemek, ümit bağlamak, beklemek
To expect
Beklentilerin altında kalmak
2차
2nd round
회의
Konferans, toplantı
Meeting, conference, council, convention
야유회
야유회를 가다
야유회를 개최하다
소풍
Açık alan partisi (organize edilmiş piknik)
Picnic, excursion, outing, gezi
Picnic
동호회 = 동우회 = 서클
Club, society, aynı hobiye sahip insanların bir araya geldikleri grup
업무 모임
Business meeting
친목 모임
친목 = 화목 = 친선
Dostluk toplantısı
Social gathering
단합 모임
Gathering of unity, birlik buluşması
연수
Seminer, eğitim alma, training
부서
Department, bölüm
오해하다 = 곡해하다 = 왜곡하다
오해 = 곡해 = 왜곡
오해를 날다
오해를 풀다
오해를 사다
오해를 하게 하다
오해를 살 행동
↔
이해
To misunderstand, yalnış anlamak
Misunderstanding
To cause misunderstanding
To resolve a misunderstanding
To create a misunderstanding, yanlış anlama, anlaşmazlık
To lead to misunderstanding
To misleading behavior
↔
Anlama, understanding
폭탄주
A glass of beer with smaller glass of whiskey submerged in it
산낙지
Sliced Raw Octopus
마술 = 요술
마술을 부리다
Magic
건의하다 = 제안하다
건의 사항
To propose, önermek
회신하다
회신 = 답장 = 답신
To reply, answer
Reply, answer
목적 = 목표 = 취지
목적
도달하다
Hedef, amaç, to have a purpose
Purpose
Ulaşmak, varmak, gelmek, to reach , arrive (at/in)
어떡하다
어떡하면
어떡하든
어떡든지
What should I do?
그만 = 바로 = 곧바로
Artık, o kadar; ondan başka yok
By mistake
일기장 = 다이어리 = 일기
일기장을 쓰다
일기장을 적다
Diary, günlük defter
비밀
비밀을 지키다
비밀을 누선하다
기밀 (Gizli sırlar Ülke sırları gibi)
Secret
내용
Content, içerik
실수하다 = 불찰 = 과실
실수를 저지르다
실수를 범하다
Yanlışlık yapmak, yanılmak
To make a mistake, make a slip
잘못하다 = 그르지다
↔
잘하다
Yanlışlık yapmak, aldanmak, yanılmak
To make a(n) mistake (error), choose the wrong one
착각하다 = 오판하다
착각(N)
Bilmeden bir yanlışlık yapmak, yanılgıya düşmek
To delude oneself, mistake, be mistaken
잊어버리다 = 까먹다 = 깜빡하다
To forget, unutmak
조심하다 = 유의하다 = 주의하다
Dikkat etmek
To be careful, beware (of), watch (out)
녹다
Çözülmek, erimek, eritilmek
To melt, run, dissolve, warm (up), get warm
생강차
Ginger tea, zencefil çay
할 수 없이
Unavoidably, kaçınılmaz biçimde
제대로
Düzgün bir şekilde, properly
İyi, beklendiği gibi; olduğu gibi
렌즈
Contact lens
멀리서
Uzak, uzakta, from far away
친하다
To be close
Aralarında sıkı ilgi bulunan, yakın
끼리
복수 N -끼리
사람들끼리
자기들끼리
Among ourselves (themselves)
비위생적이다
↔
위생적이다
Unhygienic
Hygienic
불평하다 = 투덜대다
불만이다
불평불만이 많다
Şikâyet etmek, sızlanmak, yakınmak
To complain
Hoşnutsuzluk, dissatisfaction
사이
사람과 우정 사이
Relation, ilişki (öğretmen - öğrenci ilişkisi)
방문 예절
Visiting manners
언어 예절
Language manners, konuşma nezaketi
전화 예절
Telephone manner
맨발
Yalın ayak, bare foot
무례하다
무례하네요
Küstah, saygısız davranan
To be rude, impolite, insolent
혼현인
Değişik ırkta ana babadan doğmuş olan (kimse), melez
손각기를 끼다
El ele tutuşmak
동성 = 동종
이성
여자친
남자친
The same gender
The opposite[other] sex
Sadece kız arkadaş
Sadece erkek arkadaş
친근감
친근감이 느껴지다 / 들다
↔
거리갑
Yakın olma durumu (duygusal olarak)
Birine karşı sevgi ve ilgi duymak
↔
Samimiyetsizlik, içtensizlik, mesafeli olmak
표현 = 형용 = 표시 = 묘사
표현이 서투르다
표현하다 = 형용하다 = 묘사하다
İfade, anlatım, deyiş
Expression
To be poor at expressing oneself
İfade etmek, to express
다닥다닥 = 따닥따닥
다닥다닥 붙다
In clusters, küme, salkım
개성 = 특성 = 특징
Individual character
꾸미다 = 다듬다 = 가꾸다
Süslemek, tasarlamak
To decorate
문화 충격
Culture shock
들르다 = 거치다
Uğramak, yola devam etmek üzere, bir yerde, kısa bir süre kalmak
To drop by
부담
부담되다
부담스럽다
Yük, zahmet, sorumluluk, burden
직접적으로
↔
간접적으로
Directly
↔
Indirect, in a roundabout way
그럴 리가요
(설마) ile birlikte kullanılır
설마 그럴 리가요
No way, imkanı yok, tabii ki hayır
오히려 = 도리어
Tersine, aksine, rather
볼일 = 용무 = 용건
Something to do
(Halledilmesi gereken) İş
사과하다 = 용서를 빌다
To apologize, özür dilemek
변명하다 = 핑계를 대다
To make an excuse, justify
Gerekçe göstermek, bahane göstermek
Bahane üreterek özür dilemek
용서를 빌다 = 사과하다
To beg (ask, plead) for sb’s mercy (forgiveness), ask (beg) sb’s pardon (for)
Birinin merhametini (bağışlamasını) dilemek (dilemek, yalvarmak), birinden af dilemek (için)
양해를 구하다 = 이해를 바라다
To ask to be excused, mazur görülmesini istemek, anlayışına sığınmak
알람이 맞추다
Alarm kurmak
성적
Grade, results
신경 쓰다 / 쓰이다
신경 끄다 / 신경 꺼
To be concerned about
To put one’s mind off
봐주다
Göz kulak olmak, destek olmak
Anlayış göstermek, tolere etmek
당황하다
당황스럽다
Panik olmak, afallamak, şaşırmak
행동 = 동작 = 행위
Action, faaliyet
옳다 = 올바르다
↔
그르다
To be right
Gerçek, doǧru, dürüst
↔
Yanlış, hatalı, sorunlu, kötü
횟수
횟수가 늘다
횟수를 거듭하다
The number of times
To increase in frequency
To repeat over and over again
부딪치디 = 맞부딧치다
문제에 부딧치다
Hızla değmek, çarpmak, vurmak
To bump against
Belaya girmek, to run into a problem
계속 = 연속 = 줄곧
계속되다 = 계속하다
Sürekli, devamlı, kesintisiz olarak
Continuously
화해하다 = 화회하다
~ 와/ 과 화해하다
Uzlaşmak, barışmak
To reconcile, settle, compromise
이해하다 = 알다 = 알아듣다
을/ 를/ 으로 이해하다
Öğrenmek, sezmek, anlamak, bilmek
To understand, comprehend, figure out
알아듣다 = 이해하다 = 알아먹다
Anlamak
To understand, follow, see, (informal) get, recognize, make out
알아보다 = 식별하다 = 알다
살펴보다
Tanımak, farkına varmak, fark etmek
To investigate, check (up on), search, look into, inquire, see, recognize, identify, make out, remember
Dikkatle bakmak veya araştırmak; ilgi ile bakmak
설득하다 = 타이르다 = 회유하다
설등당하다
To persuade, ikna etmek
İkna edilmek, ikna edilme
컨닝을 하다
Kopya çekmek
민폐
Harm, bir sıkıntı
생색내다
Patronluk taslamak, küçümseme göstermek
위선적이다
İki yüzlü, özü sözü bir olmayan, riyakâr
상대방
Karşındaki
어색하다
Biçimsiz, münasebetsiz, rahatsız
To be awkward
진심
İçten olma durumu, içten davranış, samimiyet
The bottom of one’s heart
무조건
Unconditionally, şartsız
효과적이다
Etkili
To be effective
불만
Hoşnutsuzluk, hoşnut olmama durumu, yakınma
Dissatisfaction
일정 = 스계줄
Schedule
전체
Bütün, hep
All together
의논하다 = 논의하다 = 토의하다
Danışmak, istişare
To talk about something
행사 = 이벤트 = 의식
행사를 하다 / 열다 / 치르다
Etkinlik, tören, olay, hadise
Event, function, (special) occasion, ceremony
회원
Member, membership
준비물
준비물을 챙기다
Hazırlık malzemesi, gereç
Supplies
교통편
Ulaşım araçları,trafik araçları (araba otobüs vb)
Traffic facilities
진행
진행자
İlerleyiş
Progress, progression
Bir etkinliği veya eğlence programı gibi faaliyetleri yönetip sunan kişi
찾아뵙다
To go visiting
세면도구 = 새면구
치약
Tuvalet malzemeleri
Diş macunu
스승
Teacher
도시락
(도시락을) 싸다
Lunch box
To prepare the lunch box
간식 = 주런부리
입이 궁금하다
입이 심심하다
Snack, atıştırmalık
Ne atıştırsak
잔디밭
Çimenlik meydan, çayır, çim
Lawn,
구체적이디 = 세부적이다
Somut, gerçekliği algılanabilen, gerçek olarak var olan
To be in concrete
나누다 = 분담하다
↔
합지다 = 합하다
Pay etmek, paylaşmak, pay ederek dağıtmak
To share
To combine, unite, join together
장점 = 강점
↔
단점 = 결정
Marifet, bilgi, ustalık, hüner
Advantage
Dezavantaj, disadvantage
맡다 = 담당하다
Üstüne almak, bir işi yapmayı kabul etmek
To be responsible
비상약 = 상비약
Ilkyardım ilacı
Medicine for emergency
어찌나 = 얼마나 = 어찌
So, ne kadar çok
발음 = 발성
억양
Telâffuz, söylem, söyleyiş
Pronunciation
Ses tonunun yükselip alçalma şekli
마침 = 때마침
Tam o sırada, o anda, derken
Fortunately
시간이 나다 = 시간이 있다 = 여유가 있다
To have time
성별 = 성
성별을 구분하다
Sex, gender
국적
국적을 쓰다
Nationality, citizenship
모국어 = 모어
↔
외국어
Mother tongue, native language (tongue)
↔
Yabancı dil
기타
Other, etc.
교환 희망 언어
Exchange desired language
교환하다
Deǧiştirmek, değiş tokuş etmek
포기하다
Vazgeçmek, bırakmak
To give up, disclaim, renounce
별나다
↔
순하다
Tuhaf, acayip, garip, değişik, özel
↔
Yumuşak, ılımlı, nazik
낯을 가리다
To hide face
조사
Particle
참고
Reference, atıf, referans
게시판
Bulletin board, pano, bülten
현지인
The natives, yerel
우정
Friendship, arkadaşlık, dostluk duygusu
상관없다
To have nothing to do, önemli değil, alakasız, fark etmez
표정
Facial expression, yüz ifadesi, mimik
어둡다
To be somber, hüzünlü
아무
아무리 (A/V 아/ 어/여 도)
Any, herhangi
No matter how, ne kadar olsa da
말 못할
Hard to say
걱정을 하다
Endişelenmek
문제가 생기다
To come up against, a problem arises
충고를 하다
To give advice
Bir kimseye yapması veya yapmaması gereken şeyler için söylenen söz, nasihat
(Duyunca biraz moralin bozulduğu teavsiyeler)
의견을 말하다
To give (express, state) one’s opinion (views) (on/about), set forth one’s views
Görüş, düşünce, fikir ,öneri sunmak
(기분이) 상하다 = 마음이 상하다
To be hurt (a person’s feeling)
비상금
Acil durum parası
사표
İstifa mektubu, istifa
일자리
İş, Iş yeri
그만두다
Eskiden beri yapmakta olduğu bir şeyi artık yapamaz olmak
Vazgeçmek, bırakmak, çekilmek
후회하다
Pişman olmak
보수
Ücret, iş gücünün ve emeğin karşılığı olan para veya mal
만약에
Keşke
해결하다 = 풀다
Halletmek, güç görünen bir olay veya duruma çözüm yolu bulmak, çözmek, düzeltmek
To solve, settle, resolve, fix
적성
적성에 맞다
적성을 살리다
Yetenek, kabiliyet, aptitude
Yeteneğe sahip olmak.
Yeteneğini kullanmak
원서
원서를 내다
원서를 접수하다
Application form
결국 = 끈내 = 기어이
Elhasıl, nihayet, sonunda
입학하다 = 입교하다
↔
퇴학하다
Okula girmek, okula başlamak
↔
Okulu terketmek, okulu bırakmak
접수 시키다
Kabul etmek, to submit, teslim etmek
성적표
성적표를 받다
성적표를 기다리다
School record, karne
Karne almak
Karne beklemek
면접시험 = 구두시험
면접시험을 치르다
면접시험을 보다
An interview
그밖에 = 그 외에 = 기차 등 등
Besides, ayrıca
상담실
Counseling center (office)
Rehberlik, danışma
상담 교사
Counseling teacher
Danışman öğretmen
조언
조언을 구하다
조언을 듣다 / 받다
Öğüt vermek, nasihat vermek; akıl vermek
Advice, (formal) counsel, tip (on), hint, advise
Akıl danışmak
Tavsiye almak
신청서
신청서를 배부하다
신청서를 제출하다
Başvuru formu
Application form, letter of application
To distribute an application
Başvuru formunu teslim etmek
상담하다 = 면담하다 = 상의하다
Danışmak, nasihat vermek, öğüt vermek
To consult, counsel
기출 문제
Sınavda çıkmış sorular
성수기
Yoğun Sezon
대학 수학 능력 시험 (수능)
Üniversiteye giriş sınavı
여쭈다 = 여쭙다
Söylemek, sormak
심사
심사하다
İnceleme, gözden geçirme
Screeing
합격자
Başarılı aday
Successful candidate
등록금
Kayıt ücreti
Tutition fee
납부
납부하다 = 내다
Payment, ödeme, ödeme yapma
한국학
Korean studies
용지
Blank paper, kağıt
당장
Hemen, derhal
Immediately
담임 선생님
Sınıf öğretmeni
Class teacher
진학
진학하다
Okulda sınıf atlama
뵙다
뵈다
Kendisinden yaşlı veya büyüklerle görüşmek
뭐 = 무어 = 무엇
Bir şey; ne?; neden; ne dedin!, ne!
Something
갑자기 = 돈연 = 급히
감작스레
Ansızın, anide, aniden
Beklenmedik bir biçimde, bek-lenmeyen bir anda
Unexpectedly
밤을 새우다 = 밤을 지새다
Geceyi uyumadan geçirmek
To stay up all night
어쩐지 = 왠지
No wonder, nedense
돼지 우리
Domuz kümesi, çok dağınık ev
자판기
Otomatik içeçek makinesi
줄이다
Kısaltmak, küçültmek
………..미안하지만 아/어 줄 수 있어? (미안하지만 책 좀 빌려 줄 수 있어?)
…………아/어 줄래? (책 좀 빌렾줄래?)
…………아/어 줘라 (책 좀 빌려 줘라)
…………을/ㄹ게 tam yaparken söyleniyor (책 좀 빌릴게)
…………아/어도 돼? (그 책 좀 내가 봐도 돼?)
İstekte bulunurken kullanabilecek kelimeler
음치
몸치
Tone deafness, müzik kulağı iyi olmayan kişi
Çabalasa da doğru ritimle dans edemeyen kişi.
괴장히
Çok, aşırı
부탁을 하다
Ricada bulunmak
To ask a favor
부탁을 받다
Birinin ricasını almak
To be asked a favor
부탁을 들어주다
들어주자 = 승낙하다
To do sb a favor, grant a request
Rica veya dileği yerine getirmek
거절을 하다 = 거부하다
↔
승낙하다
Reddetme, geri çevirme, kabul etmeme, uygun bulmama
To reject
↔
Uygun bulmak, razı olmak, onamak
거절을 당하다
Reddedilmek, geri çevrilmek
To encounter refusal, ret ile karşılaşmak
필기하다 = 쓰다 = 적다
To take notes
한꺼번에 = 한번에 = 단숨에
Hep birlikte, hep beraber;
Aynı anda, bir kerede
At once
죄송하지만,……. 아/어 주세요 (죄송하지만, 사진 좀 찍어 주세요)
실례지만, …….아/어 주실 수 있으세요? (실례지만, 사진 찍어 주실 수 있으세요?)
죄송하지만, ……..아/어 주시겠어요? (죄송하지만, 사진 좀 찍어 주시겠어요?)
실례지만,……….부탁해도 될까요? (실례지만, 사진 부탁해도 될까요?)
Birinden bir şey isterken
~을/ㄹ 것 같아요 / 같다
미안해서 어쩌지? 좀 어려울 것 같다.
바쁜 일이 있어서 안 될 것 같은데
미안해. 그건 좀 힘들 것 같은데
그랬으면 좋겠는데……
도와드리고 싶지만……..
밀씀은 감사하지만……..
죄송합니다.
다음에 기회가 있으면……
생각해 보겠습니다. 다음에 연락 드릴게요.
İstenen isteği reddetme cümleleri
지나가다 = 지나치다 = 지나다 = 통과하다
Geçmek , bir yerden başka bir yere gitmek
To pass by
내밀다 = 내놓다
Dayanmak, teslim etmek
To hand over
기린
Giraffe
발짝 = 걸음
한 발짝 두 발짝 Bir adım İki adım derken
Adım, a step
물러나다 = 비켜나다 = 비키다 = 물러서다
Geri çekilmek, çekilmek, çıkmak
To move backwards
독사진
Tek başına resim çekilmek
환기하다
환기 시키다
Havalandırmak
용돈
Harçlık, ufak tefek ihtiyaçlar için ayrılmış para
Pocket money
추천서
Referans, bir kimsenin yararlığını, yeteneğini gösteren belge
Recommendation letter
떨어지다
Yüksek yerinden düşmek, bitmek, ayrılmak, düşmek, kopmak
To be separated
분명하다 = 확실하다
Açık durumda bulunmak, anlaşılır şekilde görünmek, bariz
To be clear
도움을 청하다 = 도음을 부탁하다
Yardım istemek
To ask for help
기술 = 방법
Technology, skill
무리하다 = 과도하다 = 정도가 심하다
Kitle, insan topluluğu, yığın
Fazla olmak
조건
Şart, koşul
Condition
발표
Presentation
순서 = 자래
순서를 정하다
Sıra, order
Sıraya koymak veya sıra numarasını koymak
지방
Countryside, kırsal bölgeler
어렵다
↔
쉽다
Zor, sıkıntı veya güçlükle yapılan
↔
Kolay. basit, sıkıntı çekmeden
힘들다
Zor, sıkıntı veya güçlükle yapılan
Enerji gerektiren zorluklar
불가능하다
To be impossible, imkansız
무식하다
Bilgisiz, cahil
못난이 인형
Çirkin veya budala kimse bebek
한여름
한겨울
Yaz ortası
Kış ortası
승낙 = 혀럭 = 허가 = 허용 = 수락
İzin, approval
이기적이다 = 타산적이다
↔
희생적이다
Bencil, to be selfish
↔
Özverili, fedakâr
한계 = 제한
Sınır, limit
파악하다 = 이해하다 = 간파하다
To grasp, kavramak, sıkı sıkı tutmak, her yönünü anlamak, iyice anlamak, tam anlamak
쩔쩔매다 = 안정복못하다 (1) = 시달리다 (2)
Bir işle uğraşmak, meşgul olmak
Sıkıntı çekmek
To be at a loss
거래처 = 거래선
거래처를 바꾸다
거래처를 돌아보다
Müşteri (ticari)
Business connection
귀하다 = 귀중하다 = 드물다
↔
하잖다
Kıymetli; asil; nadir, to be precious
↔
Değersiz, önemsiz, ufak
마중을 나가다 = 마중을 하다 = 마중을 가다
↔
배웅을 나가다
Karşılama (havaalanında birini karşılama), To go out and meet someone
↔
Uğurlama, yolcu etme
통역
통역을 하다
통역을 맡다
통역사
Interpretation, çeviri, tercüme
Tercüme etmek
Tercüman olarak hareket etmek
Tercüman
곤란하다 = 난처하다 = 딱하다
주머니 사정이 곤란하다
Zor, sıkıntı, to be difficult
Parasal zorluk
사장님
Patron, President, CEO (Chief Executive Officer)
사모님
Madam, one’s teacher’s wife
(이) 과장님
Manager, section chief
(head)
부하직원
Junior staff, subordinate
발생하다
Birdenbire başlamak veya ortaya çıkmak
겪다
Maruz kalmak, karşılaşmak, başına gelmek
예보하다
To forecast, hava tahmini
싣다
Yüklemek, bindirmek
새치
Prematurely gray(ing) hair, beyaz saç
근로자의 날
근로하다
İşçi bayramı
İş gücü, iş, çalışma
동갑 (같은 나이)
Yaşıt, yaşları birbirine eşit olan
상하다
상한 기분이 / 마음이 상하다
Hasar görmek, yaralanmak, çürümek
기운이 없다 = 힘이 없다
감기 기운
Enerjim yok, to have no energy
성의가 없다
↔
성의가 있다
To be insincere, samimiyetsiz
↔
Yüreklilik, içtenlik
수다를 떨다
Gevezelik etmek, boş konuşup bıkkınlık vermek
추억하다 = 기억하다 = 회상하다
To reminisce, anılarını anlatmak, güzel anıları hatırlamak
Hatıra
Memory, recollection, (formal) reminiscences
To reminisce
유난히 = 유달리 = 남달리 = 특별히 = 각별히
İstisnai olarak, alışılmadık şekilde
Especially
관련 =연관 = 관게
관련을 맺다
İlgi, ilinti, alāka, baǧ, baǧlantı
Relation
말이 나온 김에
V는/은/ㄴ 김에
Hazır lafı açılmışken, aklıma gelmişken, laf arasında
Speaking of which
회상 =추억 = 회고
Anı, hatıra, bütün anıları hatırlamak
Remembrance, (formal) reminiscence, recollection
계획
Plan (for), program, scheme
상상 = 가상 = 공상
상상하다
상상을 뛰어넘다
Hayal, tasavvur, fantezi
Imagination; (공상) (literary) fancy
To imagine
반성 = 자각 = 성찰
Pişman olma; öz eleştiri, kendi yüreğine bakma, eski hataları hatırlama
Self-reflection, self-examination, introspection
후회
Pişmanlık, tövbe
To regret, (formal) repent, be sorry (for)
기대 = 고대 = 희망
기대에 어긋나다
Ümit, expectation, anticipation
외우다
Ezberlemek
To memorize, learn (know) (sth) by heart, commit (sth) to memory
잔소리 = 설교
잔소리를 퍼봇다
Dırdır, sitem, gevezelik, tekdir
Nag
그립다 = 보고 싶다
To miss
단짝 친구 = 짝궁 = 절친
Best friend
통통하다 = 똥똥하다
↔
마르다
Tombul, şişmanlamak
To be chubby
↔
Zayıflamak
땡땡이치디
Okulu asmak, skip class
떠오르다 = 기억나다 = 생각나다
Hatırlanmak, hatıra gelmek
To flash across one’s mind
들키다 = 걸리다 = 발각되다
Yakalanmak, açığa vurulmak, bulunmak
To be caught
평범하다 = 무난하다 = 예사롭다
↔
별나다 = 특별하다
Harcıâlem, herkesin alabileceği, hiçbir özelliği olmayan yeniliği olmayan, sıradan olmak
To be ordinary
↔
Değişik, özel, alışılagelmişin dışında
보조개
Yüzdeki gamze
변하다 = 변동하다 = 바뀌다
To change
양쪽 = 쌍방 = 양측
↔
한 쪽
Both sides
↔
Tek taraf ,tek (el)
단층
↔
다층
One story building
발전되다 = 나아지다 = 항상되다
발전하다
To be developed
To develop
시간이 흐르다 = 시간이 가다 = 시간이 지나다 = 시간이 지나가다
↔
시간이 멈추다
Time passes
↔
Zamanın durması
좋아지다
To improve, become better, get better
향상되다 = 발진되다 = 나아지다 = 늘다
To improve, enhance, make progress
Yükseltmek, geliştirmek
늘다 = 커지다 = 많아지다 나아지다 = 항상되다
To grow, increase, rise, swell, be extended, gain (weight), çoğalmak
바뀌다 = 달라지다 = 교체되다 = 번하다
To chance
기미
Çil, güneşten dolayı yüzden oluşan çil
순진하다
순수하다
Saf ve temiz kalpli, saf ve dürüst
Masum, günahsız
열정적이다
Gayretli, tutkulu
슬기롬다
Hikmetli, akıllı
정직하다
Dürüst, doğrucu
배려심이 많다
Göz önüne alma ve önem vermenin çok olması
성실하다
Sadık, vefakâr, sevgi bağlılığı olan
세월
Time, zaman
초고속
Super high speed, hızlı sürat
아쉽다
To feel the lack of, eksik, ihtiyaç duyulan
예전
The past, geçmiş zamanlar
어느새
In no time, habersiz, evvelce, ne çabuk
귀국하다
↔
출국하다
To return to one’s country, kendi ülkesine dönmek
↔
yurt dışına çıkmak, çıkış yapmak
사정 = 형편
사정이 어렵다 Genellikle para durumu zorluğu
Situation, durum, hal, vaziyet
Reason, circumstances, situation
바라다 = 원하다
N을/를 바라다
V기(를) 바라다
바람이 있어요
Bir şeyin olmasını istemek, ummak, beklemek
To want
가정하다
Sanmak, farz etmek, var saymak
To suppose, assume
추측하다 = 짐작하다 = 예측하다
To guess
예상하다
To forecast, expect, tahmin etmek
결과
Sonuç, netice, akıbet
Result, outcome, consequence, effect
경우
V/A (으)ㄹ 경우
V/A 았/ 었/ 였을 경우
Case, circumstances, scenario, durum, hal
상황
Situation, conditions, circumstances
Durum, gidiş, koşul
Belirli bir durum Mesela kaza olduğunda ne olmuştu O durum - ambulans geldi insanlar yardım etti gibi
상태
Durum, mahiyet, bir şeyin kendi özelliğini kazanması için
Condition, state
넉넉하다
↔
부족하다 / 모자라다
İhtiyacı karşılayacak kadar olan, yeterli olmak, kâfi
Eksiklik, kıtlık, ihtiyaca yetmeyecek derecede azlık
지름길
Kestirme yol, kısa yol
실망하다 = 낙심하다 = 난담하다
Birine karşı kırgın duruma gelmek, gücenmek, incinmek
To be dissappointment
만족하다 = 흡족하다 = 족하다
↔
불만족하다
To be satisfied, bir şeyi kendisi için yeter bularak daha çoğuna gerek görmemek, daha çoğunu istememek, yetinmek
↔
Memnuniyetsizlik
대통령
The president
태어나다 = 탄상하다 = 즐생하다
Doǧmak, to be born
천재
↔
바보
Genius, deha, üstün zekâ
↔
Aptal, enayi
이루다 = 달성하다 = 성취하다
To accomplish, başarıyla tamamlamak
Yapmak, gerçekleştirmek, oluşturmak
결과적이로 = 결록적으로
Consequently, nitekim, akıbet, binaenaleyh
드디어 = 비로소 = 마침대
Finally, nihayet. sonunda, akıbet, artık
새롭다 = 신선하다 = 참신하다
New, yeni
가사 = 집안일
Household
판매되다 = 팔리다
↔
구매되다 = 매입되다
To be on sale, satılmak
↔
Satın almak
완벽하다 = 완전하다 = 빈틈없다
↔
허술하다
Kusursuz, mükemmel, eksiksiz, tam yetkin, to be perfect
↔
Gevşek ,salaş, laçka olmak
기능 = 성능 = 쓸모
기능하다
Function, fonksiyon, işlev
신기술
New technology, yeni teknoloji
신형
↔
구형
New model, yeni şekil, yeni model
↔
Eski model
신기록
신기록을 세우다
신기록을 깨다
New record, Rekor
신제품
New product, yeni çıkan mal, marka
신상품
신상품을 선보이다
신상품을 시판하다
New product, yeni ürün
나오다
To come (get, go) out, emerge (from)
Çıkmak
팔표되다 = 공표되다 = 알려지다
To be published, be released, be rolled out
Açıklanmak, ilan edilmek
나타나다 = 보이다
↔
사라지다
To appear, turn up
Ortaya çıkmak, göstermek, görünmek
↔
Yok olmak, defolmak, ortadan kaybolmak, kaybolmak
밝혀지다 = 드러나다 = 알려지다
To be illuminated, be lightened, be brightened, be revealed, be disclosed
Işıklanmak, çürütülmek, açıka çıkmak
알려지다 = 소문나다 = 알게되다
To become known (to)
Açıǧa çıkmak, bildirilmek, bilinmek, tanınmak
발견되다 = 발굴되다
To be discovered, be found
Keşfetmek, bulmak,v ar olduğu bilinmeyen bir şeyi bulmak
생산하다
Üretmek, yapmak, oluşturmak
반려 동물
반려자
Evcil hayvan
단순히
단순히 + V
단순히게 +V
Simply, sırf, tek
관계자
The person concerned,
yetkili kişi
소비자
Consumer, tüketici
요구
요구하다
요구게 맞추다
Demand, talep, istek, arzu
응모하다
To apply for, müracaat etmek, kaydetmek
줄이다
Kısaltmak, küçültmek
그러게요
Aynen
건망증
치매
Unutkanlık
Demans
단풍이 들다
Sonbahar yaprakları