All Words 01 Flashcards
무역
무역회사
Trade
Trade Company
신문사
Newspaper Office
여행사
Travel Company
증권회사
Stock Company Borsa Ofisi
항공사
비행기아내 일해요
Airline
잡지사
잡지
Magazine House
Magazine
복잡하다
Complicated
지하 상가
Underground Shopping
국어국문학
Korean Language and Literature
천문우주학
Astronomy
지원
Medicine
+ 역사학
- 유적지
+ 역사적인 장소
- 역사적
역사적 + N
역사적으로 +V/A
+ History
- Historic(al) site
+ Historical Place
- Historical
신문방송학
Journalism
경제학
Economics
비교 – 비교하다
Comparison – Compare
해양생물학
Marine Biology
전공
Major
전공하다
To make a special study
회계학
Account
경영학
Business
천문대
Observatory
취직하다
추직 N
Bir işe girmek, o işte uzun süre kalmak, To find employment, Getting a Job
복잡하다 (A)
Karışık, karışmış olan, saf olmayan, karmaşık, Complicated
입학하다 = 입교하다
↔
퇴학하다
Okula girmek, okula başlamak (To enter the school)
↔
Okulu terketmek, okulu bırakmak
+ 직접 = 바로 = 한번
- 직접
+ Directly, straight, upright
- Directly, Direk olarak
방송국
Broadcasting
화자
Narrator, Speaker
박물관
Museum
경복궁
경복 Palace
왕
King
시장
Market
과학자
Scientist
환자
Be patient, the sick, hasta
하숙집
Boarding House, pansiyon
+ 연주하다
- 연주회 = 음안회
+ 연주회
+ To give a performance, perform
- Concert, recital
+ Concert, Recital
사귀다
To make friends, boyfriend / girlfriend, arkadaş edinmek, sevgili olmak
익숙하다 (A)
익숙해지다 (V)
Be used to, be familiar, zaman geçince alışmak, sevmek
생활
Life, living
+ 친척
- 친가
+ 외가
- 인척
+ 친인척
- 친척집
+ Anne ve baba tarafı. akrabalarım
- Baba tarafı
+ Anne tarafı
- Eşimin akrabaları
+ Akraba
- Relative’s house
식구
Family member, aile, çoluk çocuk, ev halkı
+ 제수
- 올케
+ 매부
- 제부
+ Erkek kardeşin eşi (Erkek için)
- Erkek kardeşin eşi (Kadın için)
+ Kız kardeşin eşi (Erkek için)
- Kız kardeşin eşi (Kadın için)
삼촌
Evlenmemiş amca
+ 큰아버지 / 작은아버지
- 큰어머니 / 작은어머니
+ Büyük Amca / Küçük Amca
- Büyük Amcanın Eşi / Küçük Amcanın Eşi
+ 외숙부 Dayı, maternal uncle
- 외숙모 Yenge, maternal uncle’s wife
+ Dayı, maternal uncle
- Yenge, maternal uncle’s wife
풍경 / 경치
Landscape, scenery
밝다
Cheerful
발개지다
Yüzü kızarmak
다녀오다
To go and come back, gidip gelmek (okula gidip gelmek)
시골
Country, countryside, rural area
도시
City, town
섬
XX섬 (제주도) 섬
삼다도 (돈, 여자, 바람)
Island
Sonu 도 ile biten şehirler aslında ada
제주도 bulunanlar demek
+ 관광지
- 관광객
+ Tourist attraction
- Tourist
바닷가 / 해변
Beach
대기 = 공기
공기
Hava
Air
공기 청정기
Hava temizleyici
출장
Business Trip
동창 모임
Alumni meeting mezunlar toplantısı
숨이 차다
Be breathless, nefes nefese kalmak
+ 습하다
- 습기
+ Nemli, rutubetli
- Buhar
이기다
To win
얼굴을 가리다
Yüzünü elle kapatmak
위치
Location
방귀를 뀌다
Osurmak
+ 추측하다 = 짐작하다 = 예측하다
- 추측하다
+ To guess
- To guess
+ 그립다 - 보고 싶다 To miss
- 그립다 Özlemek
N이/가 그럽다
N을/를 그리워하다
그리움 (N)
+ To miss
- Özlemek
땡땡이 치다
Atlama, dersten kaçma, okulu asmak, skip class
수저
Spoon ve chopstick
접시
Dish, Plate
담다 (안에)
담다 (N을/를 담다)
To put smt in, include, hold, carry, içine koymak
Kapsamak, içine koymak, dahil etmek
넣다 (안에)
커피에 설당을 넣다
To put sth in, into sth, insert
Kahvenin içibe şeker koymak
놓다 (위에)
To put (on)
+ 밥상
- 식탁
+ Yemek masası (masanın ayakları yok)
- Yemek masası (ayakları olan)
반찬
Yemek ile gelenler, kimchi gibi
국물 [군물]
Soup, ramyen suyu
덜다
↔
2) 더하다
1) To reduce, Tencereden tabağa (kaseye) koymak
2) Eksilmek
↔
2) Artmak, eklemek
뿌리다
To sprinkle, scatter, seed (tuz ekmek serpmek)
말다
To put (mix) rice into soup, roll up (kimbab roll up), dürmek, sarmak
비비다 (을/를 비비다)
To rub. mix, karıştır
찍다
To dip
나물
Herbs, wild greens, yeşillik
싱겁다 (간이 싱겁다)
Tuzsuz
짜다
1) Salty
2) To squeeze
깻잎 [깬닢]
Susam yaprağı -Perilla leaf
+ 구하다
- 구하다 = 찾다
+ 일자리를 구하다
+ To save, elde etmek
- To look for
+ To look for job, iş aramak
+ 경험
- 경험 = 제험
+경험자
- 경험하다
경험이 있다 / 없다
+ Experience, deneyim
- Experience
+ Experienced
- To experience
유경험
↔
무경험
Tecrübeli
↔
Deneyimsiz
벗다
To take off, undress, çıkarmak (ayakkabı, kıyafet)
드리다
To give, offer (sb sth / sth to sb)
담백하다
2) 담백하다
↔
2) 느끼하다
1) Hırs ve açgözlülük barındırmayan, temiz kalpli
↔
2) Yemeğin tadı yağlı olmayıp taze olması, hafif ve temiz tat
느끼하다
담백하다
↔
느끼하다
Yağlı
바람이 피우다
To cheat on, have an affair
+ 합격하다 To pass, Get through, Pass the exam
- 불합격하다 Sınav (imtihan)’da başarısız olmak
+ 죄송합니다. 불합격입니다. Özür dilerim. Kazanamadınız.
+ To pass, Get through, Pass the exam
- Sınav (imtihan)’da başarısız olmak
+ Özür dilerim. Kazanamadınız.
+ 간지럽다
- 가렵다
+ Itchy, gıdıklanmak
- Itchy, bir yerin kaşınması
찌개
Stew, güveç
우선 = 먼저
Başta, evvel, evvelce, öncelik, first, firstly
맛추다 - 막개 만들다
To adjust, ayarlamak
간 - 음식의 짠 정도 - 간을 보다
Salt taste (saltiness) - yemek yaparken tatmak
간이 맛추다
Yemeğin tadını (tuzunu) ayarlamak
새우다
To stay (sit) up all night
기름
Oil
소금
Tuz
설탕
Şeker
후추
Kara biber
식초
Sirke
간장
장
Soya sosu
Soy sauce
고추장
(Kore mutfağında sıklıkla kullanılan geleneksel) acı biber sosu, biber salçası
고춧가루
Toz biber
된장
Soya ezmesi
참기름
Sesame Oil, susam yağı
달걀 – 계란
구운 달걀
Egg
Fırında pişmiş yumurt
육류 [융뉴]
육식
Meat
Meat (diet)
생선류
생선
Fish
Balık
만두
Mantı
소고기
Dana eti, sığır eti
호박
Kabak
감자
Patates
당근
Havuç
시금치
Ispanak
껴안다
To hug, kucaklamak
얇다
Thin, slim
두껍다
Kalın, thick, heavy
종이에 베었다
Kağıt kesiği
다듬다
Bir şeye istenilen biçimi vermek için dış bölümünü keskin bir araçla biçmek, yontmak, kesmek
굽다
To roast, grill, oven da pişenlerde olanlarda olur 빵
튀기다
To fry, yağda kızartmak
볶다
To stir, fry, wok’ta kızartmak, tavada pişirmek
끓이다
To boil, heat , kaynayan su yeniyor (ramyen suyu gibi)
+ 삶다 [삼다]
- 데치다
+ To boil, kaynayan su içilmiyor (yumurta kaynatmak)
- Kaynatmak, kısa süreli kaynatma, haşlamak (Kaynayan suya koyup kısa bir süre pişirmek.)
찌다 (V)
1) To steam, buharda pişirmek
2) To gain weight
다지다
To chop, cut, çok küçük parçalar halinde (için) kesmek
썰다 (썹니다, 써세요)
To slice, chop, dilimlemek, kesmek
젓다 (젓습니다, 저어요, 저이니까)
To stir, whip, whist, karıştırmak (kahveyi karıştırmak)
무치다
Karıştırmak (salataya limon suyu koyup karıştırmak)
조리다
Haşlama, et, balık, sebze vb. yiyecekleri baharatlamak ve suyu neredeyse çekilene kadar haşlamak.
섞다
To mix (sth and/with sth), blend (sth and/with sth), karıştırmak
여러
Many, several, plenty of
전통
Tradition, geleneksel
전병
Pancakes
빵가루
Bread crumbs, ekmek kırıntısı
가루
Powder, flour
+ 암컷
- 수컷
+ 암컷 고양이
+ Dişi (hayvan), female
- Erkek (hayvan), male
+ Female cat
묻히다
Be buried, be surrounded by, gömülmek, çevrelenmek
지각하다
Be late, be behind time, come late
결석하다
Be absent, devamsızlık yapmak
부드럽다
Soft, smooth, mild
거칠다
↔
부드럽다
Sert ve büyük, to rough, coarse, uneven, violent, harsh, wild, sert ve büyük olan
파도 / 손/ 피부/ 성격…. 운전/ 일 ile beraber kullanılır
↔
Yumuşak, hoş
내려놓다
내려놓다
↔
올려놓다
To put down, aşağıya koymak, indirmek
올려놓다
내려놓다
↔
올려놓다
To put (on), place, set, üstüne koymak, bir şeyin üstüne koymak
채소 – 야채
Vegetables
+ 윗사람
- 아랫사람
+ The eldest people
- The youngest people
예절
Manners, etiquette
+ 들다 - 을/를 들다
- 들다 = 가입하다
+ To lift, kaldırmak, to cost
- To join
양손
Both hands
냄비
Tencere
국자
Ladle, kepçe
프라이팬
Kızartma tavası
주걱
Spatula
주전자
Güğüm, su ısıtıcı
밥그릇
Rice bowl, Pilav kasesi
국그릇
Soup bowl, Çorba kasesi
장난치다
To make fun of, joke, play
상차림 - 상을 차리다
Set the table, yemek masası düzeni
내다 - N을/를 내다
1) To make something come up / arise / occur
2) To pay
3) Öğretmene ödevini teslim etmek
나다 - N이/가 나다
있다 / 없다 Nın olduğu durumlar
Ortaya çıkmak, meydana gelmek, To come out, grow, break out - For something to come up / arise / occur
있다 / 없다 Nın olduğu durumlar
+ 실수하다 = 불찰 = 과실
- 실수를 저지르다
+ 실수를 범하다
- 실수
+ Yanlışlık yapmak, yanılmak
- To make a mistake, make a slip
+ To make a mistake, make a slip
- Mistake
핥다
손을 핥다
To lick
Eli yalamak
마치다
N 을/를 마치다
To finish, close, end, Bitirmek; tamamlamak; sona erdirmek
콧물
콧물이 나다/ 흐르다
Nasal discharge (burun akıntısı), snot (sümük)
Have a running nose
침물
Salya, ağız akıntısı
뛰다
To play, run, jump, beat, leap, bounce, koşmak
코를 풀다
Sümkürmek, sümüğü temizlemek
기내다
To lean, yaslanmak
트림이 하다
To burb, geğirmek
떨다
To shake, sallamak
행사 = 이벤트 = 의식
행사를 하다 / 열다 / 치르다
Etkinlik, tören, olay, hadise, event, function, (special) occasion, ceremony
정장
Suit, takım elbise
고리다 = 선택하다
(고라요, 고랐어요
To select, seçmek
줄업식
Graduation (ceremony), Mezuniyet töreni
입학식
Entrance ceremony, okula giriş töreni
벌
정장을 2 벌
Kıyafetlerin tanesini belirtirken kullanılır
물건
Thing, stuff, object, eşya, ma
값 – 가격
Price
식당가
Restaurant katı
가전제품 (매장, 코너)
Home appliances, beyaz eşya
매장
Store, dükkan, alışveriş merkezinde ya da E-mart gibi yerlerde olan marketler
아동복 (매장)
Children’s wear, çocuk elbisesi
스포츠용품 (매장)
Sport Equipment
남성복 (매장)
Men’s wear
여성복 (매장)
Women’s wear
패션 잡화 (매장)
Fashion accessories
식품 (매장)
Groceries
변기
Kloset
목결이
Necklace, kolye
+ 막히다 (passive)
- 막다 (active)
+ To be blocked; be closed; be clogged, traffic jam
- To block, close, fend off
배낭
Backpack
서류 가방
Briefcase
하얗다
To be white
어울리다
어울리지 않아요
To suit
Not suit
갈아입다
To change
치수
Size
꽃무늬
Flower pattern
줄무늬
Striped pattern çizgili desen
체크무늬
Kareli desen, ekose
물방울무늬
Puantiyeli desen, Polta noktalı desen
+ 디자인이 귀엽다
- 디자인이 단순하다
+ 디자인이 복잡하다
+ Cute, lovely design
- Simple Design
+ Complicated Design
구경하다
To see, look on
묻다
묻히다
1) To ask, say, question 2) Gömmek
Gömülmek, gömmek işi yapılmak veya gömme işine konu olmak Kendini yerleştirmek: Koltuğa gömüldü
주름
주름살
Buruşukluk, kırışıklık
Wrinkles, kırışıklık
바르다 - 을/ 릉 바르다 – 발라요
To apply, spread, rub, sürmek (krem, ilaç…)
제거
제거하다
Removal
To remove
냉동식품
Frozen food
주방용품
Mutfak eşyaları, Kitchen supplies
유제품
Süt ürünleri, Milky products
곡물 [공물]
Tahıl, grain, cereal
음료
주류
Beverage
Liquar
식료품
Yemek malzemeleri, Food grocies
생활용품
Günlük ihtiyaçlar (tuvalet kağıdı, diş macunu vs), daily supplies
계산기
Calculator, hesap makinesi
봉투
Envelope
비닐
Vinyl, vinil, plastic
대주
Lender (ödünç veren), running for another
갈치
Cutlassfish, mürekkep balığı
생활필수품
Yaşamak için gerekli olan eşyalar
보리
Barley (arpa), rye (çavdar)
통조림
Can, tin, teneke
아무리 , 너무
Ne kadar olsa da, No matter how, however
거의
Almost
대추
Jujube, çiğde, iğde, hünnap
바구니
바구니에 ……. 넣다
Basket
장바구니
Marketlerde kullanılan sepet
+ 광고
- 광고주
+ 광고모델
- 공익광고
+ 온라인광고
- 광고대행사
+ Advertisement, reklem
- Reklamcı
+ Reklam modeli
- Kamu spotu
+ İnternet ilanı
- Reklam ajansı
마음에 들다
N 이/가 마음에 들다
(Something) To suit one’s taste, hoşuna gitmek
짜리
Amount, value, year-old
꽃다발
Bouquet, buket
손수건
Mendil, handkerchief
목도리
Scarf, muffler, atkı, kaşkol
향수
향기
Perfume
Güzel koku
소망
Hope, umut
옷걸이
Clothes hanger, kıyafet askısı
귀걸이
Earring, küpe
파티 = 잔치
Party
생진
Yaşlıların doğum günü
초대하다
To invite, davet etmek
잊다 = 잊어버리다
To forget
꼭 = 반드시
Must, certainly
축하
Celebration, congratulation
초를 꽂다
Mumu dikmek (koymak)
깜짝 놀리다
깜짝이야
Be started all of a sudden, eyebrows go up
+ 깜빡
- 깜빡 잊다 / 잊어버리다
+ 볼이 깜빡하다
- 눈을 깜빡하다
+ Absent-mindedly, dalgın bir biçimde
- Kısa süreliğine unutmak
+ Işığın açılıp kapanması
- Göz kırpmak
기억하다
To remember, hatırlamak, ezberlemek
잃다 = 잃어버리다 = 상실하다
To lose, kaybetmek
폭죽
Firecracker, maytap, fişek
터뜨리다
To break, explode, burst, patlatmak
초
초불
Candle
Candle fire
풍선
Balloon
불다
To blow, winds, whistle, (Rüzgar) esmek, (üflemeli müzik aleti) çalmak, üflemek
부르다
To sing, say, Çağırmak, (Şarkı) Söylemek , Doymak
자리다 (잘라요/ 잘라서)
To cut, chop, slice, kesmek
치다
To hit, strike, knock, play
집들이
House warming party, Taşındıktan hemen sonra verilen parti
동료 [동뇨]
Co-worker, İş arkadaşı, meslektaş
적다 (V) = 쓰다
적다 (A)
↔
많다
To write (down), note (down), put down, yazmak, not etmek
A few, little
↔
Fazla, çok
+ 따로
- 따로따로
따로따로 + V
말 따로 행동 따로
몸 따로 마음 따로
+ Separately
- Ayrı ayrı, ayrıca
결정하다 = 정하다
V 기로 결정하다
A (으)로 결정하다
N 을/를 결정하다
To decide
북
남
동
서
North
South
East
West
부엌 = 주방
Kitchen
현관
Front entrance
대문
Giriş kapısı
창고
Warehouse, storage
방
Room
침실
Bedroom
베란다
Veranda, porce
거실
Living room
서재
Library, study room, çalışma odası
욕실 / 화장실
Bathroom
중고차
Used car, secondhand car, 2.el araba
그만두다
1) To quit, stop, cease, drop, leave, give up, resign
2) Eskiden beri yapmakta olduğu bir şeyi artık yapamaz olmak, vazgeçmek, bırakmak, çekilmek
세면대
Lavabo, sink
욕조
Bathtub, küvet
고민
고민하다 = 걱정하다 = 근심하다
To be worry, trouble, be concern
To worry, endişelenmek
귀찮다
To be troublesome, tiresome, sıkıntılı, zahmetli
신발장
Shoe rack [shelf, closet], ayakkabılık
대변 (똥)
소변 (오줌)
오줌을 누다
Kaka, stool, poop
Çiş, pee, urine
İşemek
사이
사이 - 사람과 우정 사이
Between, among
Relation, ilişki (öğretmen - öğrenci ilişkisi)
자유롭다
Free, freedom
차단하다 = 막다
To block, cut off, kapatmak, kesmek
머리를 말리다
Dry, saçı kurutmak
망가지다
Be out of order, break down. be ruined, aşınıp bozulmak, yıpranmak, zarar görmek
가사 = 집안일
Housework, housekeeping, household, ev işleri
왜냐하면
Because, since
이불
Blanket, covers, bedding, duvet
외식
Eat out, dine out, dışarıda yemek yemek
청혼하다
Make a marriage proposal, evlenme teklifi etmek
상건레
Arrange a meeting between the families of the bride and the groom, sözlenmek (iki ailenin tanışması)
결혼식 날짜를 잡다
Set the date for the wedding, düğün tarihini belirlemek
결혼식장을 잡다
Set up a wedding hall, düğün salonunu ayarlamak
웨딩 촬영
Wedding photos, düğün fotoğraf çekimi
결혼 예물
Wedding gift between bride and groom, düğün hediyesi
신혼집
The matrimonial home, yeni evil evi
혼수
Home furniture, bottom drawer, çeyiz
예단
Çeyiz
신혼여행
Honeymoon
인사 드리다
Balayından sonra aile ziyareti
신혼 생활
Newlyweds, yeni evliler
하객
Guest, misafir
폐백
Geleneksel damadın ailesini selamlama (düğünden sonra küçük odada olan)
+ 후배
- 선배
+ 선후배
- 직속 선배
+ 신구 대면식
+ Junior
- Senior
+ Junior and senior are same level
- Doğrudan kıdemli
+ Yeni ve eski yüz yüze görüşme
청첩장
Wedding invitation (card), davetiye
연세
1) Age (older people age)
2) Çağ
서두르다 (서둘러요)
서투르다 (서툴다)
꾸물거리다
To hurry, acele etmek, çabuk davranmak, koşturmak
Beceriksiz; acemi, tecrübesiz ( Acemi, çolpa)
Çok yavaş hareket etmek, ertelemek
별로
V/A 별로 안/지 않다/ 없다/ 못
Not much, pek…. (yok), pek….(değil), özellikle
축의금을 내다
Pay congratulatory money, tebrik parası vermek
예물을 교환하다
Exchange wedding present, çiftler arası düğün hediyesi değiştirmek
축가를 부르다
To sing at (for) a wedding, düğünde tebrik şarkısı söylemek
부케를 던지다
To throw bouquet away, düğün çiçeğini atmak
기념 촬영을 하다
Hatıra fotoğrafı çekmek
피로연을 하다
Have wedding reception
뜨개진
Knitting, örgü
얘들아 이 아이들아
Informal seslenme
현대 무용
고전 무용
Modern dance
Classical dance
대표
대표적이다
Leader
To be representative, temsilci olmak
차이
Difference (in/between), gap (between), fark, ayırtı, ayrım
수상 스키
Water-skiing, su kayağı
전시회
Exhibition, show, sergi
동아리 (가입하다)
Society, group (uni student group)
즐겁다
N 이/ 가 즐겁다
Pleasant, enjoyable, joyful, memnun, mutlu, sevinçli
동호회 = 동우회 = 서클
Club, society, aynı hobiye sahip insanların bir araya geldikleri grup
동창회 = 동문회
Reunion, alumni meeting, mezunlar toplantısı
-을 마시다 = 같이
같이 ile aynı anlamda ama saygı gösterme, el üstünde tutma
반상회
Neighborhood meeting
신입 사원
New recruit, new employee, işe yeni başlayan çalışan
환영회
Welcome party, (welcoming) reception, hoşgeldin partisi
송별회
Farewell party, veda, elveda partisi
음악회
Classical music concert, klasik müzik konseri
학예회
Müsamere
동창
Fellow, alumnus, aynı okulda okuduğun kişi, mezunlar, mezun arkadaş
뒤풀이
뒤풀이 하다
뒤풀이에 가다
The after party (social meeting after the main party - event)
기대가 되다
기대
To be excited, heyecanla beklemek
Expectation, umut, ümit
번
Number, time
호선
Line (subway line), metro hattı
+ 갈아타다
- 환승하다
+ 환전하다
- 바꾸다
+ 갈아입다
- 갈아 신다
+ 갈다
- 교환하다
+ 교환
+ To change, transfer
- To change, transfer
+ To change, exchange (money)
- To change, transfer, exchange
+ To change (one’s clothes)
- To change one’s shoes
+ To change, replace, renew
- To change, exchange
+ Değiş tokuş
찍어지다
Ripped, tear, tear easily, yırtılmak, parçalanmak
N행 N을/를 가는
고속도로
Express way, highway, otoban
딸꾹질을 하다
Hiccup, hıçkırmak
+ 연결Connection, link, connect, join, bağ
- 연결하다 (V) To connect, attach, couple, bağlamak, bağlantı kurmak
+ 연결망Network, ağ
+ Connection, link, connect, join, bağ
- To connect, attach, couple, bağlamak, bağlantı kurmak
+ Network, ağ
고속버스
Express bus, expres otobüs
시내버스
Intro-city bus, city bus
마을 (동내) 버스
(Town) shuffle bus
일반택시
Deluxe taxi, taksi durağına ait taksi, şöför sadece sürücü
개인택시
Owner-driver taxi
모범택시
Luxury taxi
무궁화호
Yavaş giden tren
새마을호
Biraz hızlı giden tren
KTX
SRT
Hızlı giden tren 서울역 e giden
Hızlı giden tren 수성역 Gangnam a giden
이층 버스
Double deck bus
수상 버스
Sea bus, water bus
씨클로
Cyclo
트램
Tram, trolley, tramvay
케이블카
Cable car
모노레일
Monorail car
+ 명사
- 동사
+ 형용사
- 대명사
+ 부사
- 어미
+ 조사
- 관형사
+ 감탄사
- 수사
+ Noun, isim
- Verb, fiil
+ Adjective, sıfat
- Pronoun, zamir
+ Adverb, zarf, belirteç
- Ending
+ Particle
- Determiner, niteleyici sözcük, belirtici
+ Interjection, ünlem
- Numeral
한
한 N 쯤
한 10개쯤 딸기가 있어요
한 8시 30분쯤 일어나요
Around
Tamamen kaç tane olduğunu bilmiyoruz Yaklaşık olarak tahmin ediyoruz
Yaklaşık 10 tane çilek var
Yaklaşık 8:30 gibi uyanıyorum
보통
Normally, geneldurum, özelliğin olmaması
출퇴근
통근
퇴근
Going to and coming from the work, işe gidip gelme
İşe gitme
İşten çıkma
정도
정도를 가다
1) About, yaklaşık
2) Standart
등교
하교
등하교
Ders için okula gelmek
Ders bitiminde eve gitmek
Okula gidip eve gelmek
등원
하원
Anaokuluna gitmek
Anaokulundan eve dönmek
등산
하산
Dağa tırmanmak
Dağdan inmek
노선도
Route map
하차
하차하다 = 내리다
İnme
Get off, stop off, stopover
승차
승차하다 = 타다
Binme
Get on, get in, take, board
버스 정류장
Bus stop, bus station
단말기
(Terminal) Device, otobüste kartı okuttuğum yer
교통카드
단말기에 교통카드를 대다
Transportation card
Para ödeme yerinde kartı kullanıp ödemek
노약자석
Handicapped seating, yaşlılar ve hamileler için yer
거스름 돈 - 잔 돈
Para üstü, change
벨
벨을 누리다 (벨을 눌라요)
Bell, door bell, front bell
Zili çalmak, zile basmak
야경
Night view, night watch, gece manzarası
교과서
Textbook, coursebook, ders kitabı
벌다
돈이 벌다
To make [earn] money, kazanmak, kazanç sağlamak, gelir sağlamak
To earn money, para kazanmak
+ 첫차
- 막차
+ 운행시간
- 배차
+ The first bus [train]
- The last train [bus]
+ Turn-Around Time, ilk duraktan son durağa varana kadar geçen süre
- Operate [run] buses, otobüsün kaç dakika ara ile kalktığını söyleyen süre
편리하다
Convenient, (유용하다) handy, (쉽다) easy
Kullanışlı, kullanılır olmak, bir iş için uygun olmak, yaramak, elverişli olmak
반대
반대쪽으로 가세요
Opposite
Go to other way
승강장 - 타는 곳
Platform
요금
전기 요금
수도 요금
Fare, tarife, ücret
Electric charges [rates]
Water bill
역무원
Station master, istasyon şefi
환승역
Transfer station
취소하다 = 철회하다 = 취하하다
To cancel, iptal etmek
찢다 (V- active)
찢어지다 (V- passive)
To tear, rip, yırtmak
Yırtıldı
나가다
To go out, get out, leave;
주의하다
To be careful about, attention, caution, dikkat etmek
양보하다
To offer, yield, give way to, hakkından feragat etmek, ödün vermek
살펴보다
To check, look at, examine, look into, dikkatle bakmak veya araştırmak, ilgi ile bakmak, gözetlemek, araştırmak
+ 무리하다
- 무리하다 = 과도하다 = 정도가 심하다
+ 무리하다 = 과도하다
+ Unreasonable, impossible
- Kitle, insan topluluğu, yığın
+ To overdo, fazla abartmak, fazla olmak
침을 뱉다
To spit, tükürmek
안전하다
안전선
To be safe, emin, sağlam
Safety line, security perimeter
스크린 도아 = 안전문
Platform screen door
열차
Train
출입문
Door, gate, subway door
종착역 = 마지막 역
Last train, last station
방면 = 방향
Direction
타는 곳과 전동차 사이가 넓습니다.
열차와 승강장 사이가 넓습니다. (부산에)
There is a wide space between the platform and the train.
The space between the train and the platform is wide. (to Busan)
노약자
Yaşlılar
+ 장애인
- 시각장애인
+ 청각장애인 = 귀머거리 = 농인 (병어리)
- 장애인 시설
+ Disabled person, engelli
- Görme engelli
+ İşitme engelli, sağır
- Engelli kurumu / yapı
임산부
Pregnant
물러나다
물러나다 = 비켜나다 = 비키다 = 물러서다
To step [stand] back, go [move] back (ward), back off
Geri çekilmek, çekilmek, çıkmak ,to move backwards
끄다
To turn off, turn out, switch off, söndürmek (ışık, bilgisayar vb), kapatmak (ışık, bilgisayar vb)
켜다
To turn on, [switch, put, flick on], açmak (ışık, bilgisayar vb)
지우다
Erase, delete; (문질러서) wipe, rub off, silmek, silgiyle silmek
약도
Sketch map, kroki, kaba harita
보이다
N 을/를 보다
N 이/가 보이다
To be visible, görünür olmak
똑바로
Directly, straight, dosdoğru, dimdik, doğrudan
사거리
Intersection, dörtyol
쭉
Straight, continuously, dümdüz, düz
건너다
길을 건너다
To cross, across, geçmek
To cross the street, karşıya geçmek
보호하다
To protect, give sanctuary, kollamak, korumak, gözetmek
경호원
Bodyguard
회전하다
To turn around, revolve, rotate, dönmek, çevirmek
통행하다 - 지나다
To pass, go past, have been in time
보행자
보행자 통행금지 = 횡단금지
Walker, pedestrian, yaya
No pedestrians
쌍둥이
Twins, ikiz
첫인상
첫인상이 좋다 / 나쁘다
First impression, ilk izlenim
편집하다
To edit, compile, prepare for the press, derlemek
새해 - 신년
New year
상냥하다
To be kind, friendly, nice, sempatik, sevimli, cana yakın
어린이 보호 구역
Children’s zone
짝사랑
One-sided love, karşılıksız aşk
성실하다
↔
불성실하다
To be faithful, sincere, sadık, vefakar, sevgi bağlılığı olan
↔
Sadakatsız, güvenilmez, vefasız, samimiyetsiz
장점 = 강점
↔
단점 = 결정
Marifet, bilgi, ustalık, hüner, advantage
↔
Dezavantaj, disadvantage
깨다
1) To break, smash, shatter, crack, kırmak
2) Uyanmak, uykudan kalmak
육교
Pedestrian overpass, yaya üst geçidi
개다
To clear up, become clear; (눈, 비 등이) stop, cease, açılmak, açık olmak
시험을 잘 보다 / 치다
Sınavda iyi yapmak
졸다
To take a nap, fell asleep, doze, snooze, uyuklamak
그치다 = 그만두다 = 끝내다 = 멈추다
N 으로/로/에 그치다
To stop (doing), (formal) cease (to do / doing), durmak, bitmek
자전거 전요차로
Bike-only lanes
횡단보도
횡단보도를건너다
Crosswalk, yaya geçidi
어린이 보호
Child protection
좌회전
왼쪽으로 가다 / 돌다 / 회전하다
Left turn, sola dönüş
우회전
오른쪽으로 가다 / 돌다 / 회전하다
Right turn, sağa dönüş
유턴
U turn
버스 전용차로
Bus only lane, otobüs şeridi
전용차로
N - N 만 사용하다
여성 정용
Only, özel
Only woman
일방통행
One way traffic, street, tek yönlü yol
주차금지
No parking
깎다
1) Peel (meyve soymak)
2) İndirim yapmak,
3) Pare; (얇게) shave (sth off sth)
취하다
연락, 휴식, 숙면, 자세, 포즈 + 취하다
휴식을 취하다
1) To select, choose, pick, take, have, get
2) Sarhoş olmak, be (get) drunk
Mola vermek
종교
종교를 가지다 / 믿다
종교가있다/없다
Religion, din, diyanet
공공기관
Public institution, resmi kurum
알아보다 (을/를 알아보다)
알아보다 = 식별하다 = 알다
To find out, anlamak, öğrenmek, bulmak
Tanımak, farkına varmak, fark etmek To investigate, check (up on), search, look into, inquire, see, recognize, identify, make out, remember
검색 - 검색을 하다
검색창
검색창에 “ㅌ” 쳐 보세요
치다
Sorgulamak, aramak, To search (search in internet)
Arama butonu
+ 보고서
- 보고서 쓰다/적다/ 만들다
+ 보고서 내다
- 보고서를 작성하다
+ Report, Rapor, bülten
- Write a report
+ Give report to your teacher
- Rapor yazmak
+ 자료
자료가 있다/ 없다
자료를 찾다/ 검색하다
- 자료실
+ Materials, resources
- Resources room
연장
연장하다
Extension, uzatma, uzatım
To extend, uzatmak, uzamasını sağlamak
신청
신청하다
Application, başvuru, müracaat, dilekçe
To apply, propose, başvurmak, müracaat etmek
+ 신청서
- 신청서를 배부하다
+ 신청서를 제출하다
+ Başvuru formu, Application form, letter of application , dilekçe
- To distribute an application, başvuru formunu dağıtmak
+ Başvuru formunu teslim etmek
복사하다
복사기
To copy, reproduce, kopya etmek, fotokopı etmek
Copy machine
최대
The biggest, the largest, maximum
국립 도서관
National library, milli kütüphane
만화
Cartoon, karikatür
출판사
출간되다
Kitap basım evi, yayın evi, Publisher, publishing company,
Yayımlamak
연체하다 (V)
연체료
Be overdue, be unpaid, borcu vadesinde ödeyememek, ödemede gecikmek
Late (payment) fee, gecikme faizi
학생증
Student ID
열람
Reading
열람실
Reading room, okuma salonu
대출하다 = 빌리다
대출하다 = 빌리다
↔
반납하다 = 돌려주다
To lend, borrow, ödünç vermek, borç vermek
반납하다 = 돌려주다
대출하다 = 빌리다
↔
반납하다 = 돌려주다
To return, geri vermek, iade etmek
환전
N 을/를N 으로 환전하다
Currency, exchange, para değiştirme
환율 = 외환율
Exchange rate, döviz kuru, para değiştirme
떨어지다 = 내리다
떨어지다
↔
오르다
To fall, drop down (para değerinin düşmesi, ağaçın yaprağının düşmesi), yüksek yerinden düşmek, bitmek, ayrılmak, düşmek, kopmak, to be separated
오르다
오르다
↔
떨어지다
To rise, be promoted, be raised, increase, yükselmek, yükseğe çıkmak, çoğalmak
서류
서류전형
Document, belge
Adayları kendilerine ait belgelerle değerlendirmek
처리하다 (을/를 처리하다)
To process, handle, halletmek, çözümlemek
기온
Temperature, sıcaklık, ısı derecesı
출금하다 = 돈을 찾다
출금하다
↔
입금하다 - 예금하다
To withdraw, para çekmek
입금하다 - 예금하다
입금하다
↔
출금하다
To deposit, para yatırmak, yatırım, mevduat
신분증
Identification card, identity card, ID card, kimlik kartı
학비
School(ing) expenses, educational expenses, tuition (fees), okul masrafı
거리
Distance, space, uzaklık, mesafe, sokak
털
Hair (camel hair, horsehair), fur, coat, bushy, fluffy, kıl, tüy
인구
Population
자부심
Self-respect pride, self-esteem, gurur, benlik
필기하다 (필기를 하다) = 쓰다 = 적다
To take notes, write, write down, jot down, note down, yazıya dökmek, yazmak
이자 = 금리
금리 = 이자
Interest, faiz (bankada)
Rant, faiz oranı
무이자
무이자
↔
이자
Faizsiz
송금
To transfer money, Remittance, wire transfer, remit, send money, parayı yollama (banka veya posta ile)
공과금
1) Utility bill, (elektrik/doğalgaz vb) gibi hizmet faturası
2) Mal, mülk vergisi
현금
Cash, nakit
창구
Counter, gişe
줄을 서다
Line up, sıraya girmek
현금 자동 인출기
ATM기Install cash machine ATM
비밀번호
비밀번호를 누르다
Password, no, parola, şifre
Press secret number
예금하다
To deposit, make a deposit, bankaya para yatırmak
번호표를 뽑다
Take a number, sıra numarası almak
+ 뽑다
- 뽑히다
+ To pull (out/off/away), pluck; draw; root up, uproot, select, choose, sökmek, çekip ayırmak, seçmek
- Çıkmak 2. Çıkarılmak 3. seçilmek
통장
통장을 만들다
Bankbook, hesap cüzdanı
Open a savings account (at a bank)
전기
전기 = 상반기
↔
후기 = 하반기
Electricity
2) İlk yarı yıl
↔
Yılın ikinci yarısı
누르다
To press, push, basmak, bastırmak
상자
Box, case, kutu
보내다 - 부치다
To send, göndermek, sevk etmek, yolamak
붙이다
편지봉투에 우표를 붙여서 편지를 부쳐요
To stick, attach, tutturmak, bir şeyi bir yere iliştirmek
+ 점
- 점을 보다
+ 점쟁이
- 점을 치다
+ 1) Fal
2) Birthmark, ben (yüzde bulunan), benek
3) Sayı farkı
- Fal bakmak
+ Falcı, kahin
- Fal bakmak
무게
Weight, ağırlık
크기
Boy, büyüklük, çap
길이
Uzunluk
소포
Parcel, koli, içinde türlü eşya bulunan posta paketi
저울
Scale, terazi
이상
이상이 있다 / 없다
이상하다
이상
↔
이하
Problem, abnormality
Above, üstünde
↔
Below, altında
생기다 (V)
N 이/가 생기다
To occur, to have, happen, create, oluşmak, çıkmak, ortaya çıkmak
보험에 들다 (드세요, 드십시오)
보험에 가입하다
To get insurance, sigorta etmek, sigorta yaptırmak
항공편
Flight, uçakla teslimat
택배
Delivery, service (kargoyu evden alıp gönderme de var)
특급 우편
Express mail service, Kore içinde (ülke içinde) hızlı kargo
보통 우편
Regular (ordinary) mail, regular (ordinary) mail
배편
Ship sth by sea mail, deniz yoluyla kargo gönderme
국제 특급 (EMS)
Express mail service, diğer ülkelere hızlı kargo gönderme
등기
Registration, önemli belgeleri teslim alırken imza atmak
중요하다 = 중대하다 = 주요하다
To be important, to be significant, önemli, mühim
재다
To take, measure, weigh, judge, measure, calculate, Ölçmek
비용
Cost, money, expense, charge, gider, harcanan para, maliyet
엽서
Postcard
우편함
Mailbox, letterbox, posta kutusu
댁 - 집
House
벌써
Already, long ago, çoktan, önceden, uzun zaman önce, demin, zaten
놓이다
To be put down, konulmak
비자 기간 연상
Visa period extension
유효 기간
Expiry date, geçerlilik süresi
사증 - 비자
Visa
외국인 등록증
Certificate of Alien registration, yabancı kimlik kartı
주민번호
Resident registration number, ID card number
체류 자격
Status of Residence, visa type
재학증명서
Certificate of student status, certificate of registration, öğrenci belgesi
입국
출국
Entrance
Exit, departure
올해 - 금년
This year
마법
Magic (black magic), büyü, büyücülük
사라지다
To disappear, vanish, fade away, go (away), Yok olmak, eksilmek, ortadan kaybolmak
통금 (이 있다)
Curfew, geçiş/giriş/çıkış yasak, sokağa çıkma yasağı
+ 서다 To stand, stop
- 서다 ↔ 앉다 Stand ↔ Sit down
+ 서다 ↔ 가다 Stop ↔ Go
+ To stand, stop
- Stand ↔ Sit down
+ Stop ↔ Go
지문 등록을 하다
Register one’s fingerprint, parmak izlerini kaydetme
주소를 변격하다
To change address
웬일 - 웬일이세요?, 웬일이에요?
What matter? Ne var ne yok - Ne var ne yok?
연극
Play, drama, theateract, pretense, play-acting
초대권
Complimentary ticket, ücretsiz bilet
무료 - 공짜
무료
↔
유료
Free
Free
↔
Charge, fee
국립극장
National theater
매표소
Ticket office, ticket booth, gişe
투표소
Polling place [station], oy kullanma yeri
인용
Quotation, citation, alıntı yapmak
언어 교환
Language exchange
전화가 오다
Have a phone call, bir çağrı geldi
전화를 받다
Get (answer) the phone, telefona cevap vermek
(전화를) 바꿔 주다
Put him/her on the phone, telefonu ona ver
전화를 끊다
Ring off the phone, hang up the phone, telefonu kapatmak
통화 중이다
Be on the phone, telefonda kouşuyor
전화를 잘못 걸다 (거셨어요)
Have the wrong number, yanlış no yu aramak
곧 = 조금 후에
Soon, şimdi, yakında, derhal
+ 확인
- 확인하다 = 알아보다
+ 확인되다
+ Doğrulama
- To check, affirm, confirm, verify, doğrulamak
+ Doğrulanmak, doğrulandı, onaylandı
밀리다 (V)
1) N 이/가 밀리다
1) 밀린 N
1) To be left, undone, bıraklmak, yapılmamak
2) İtilmek
물어보다
To ask (bir seferlik bilmek istediğimizi sormak) 보다 eklenince bir kerelik anlamı geliyor
멍때리다
Space out, dalıp gitmek
지저분하다
Dirty, messy, unclean, squalid, kirli, pis
음성 메시지
Voice mail, sesli mesaj
문자 메시지
Text message, yazılı mesaj
발신자
발신자
↔
수신자
Sender, arayan
수신자
발신자
↔
수신자
Receiver, aranan
지역 번호
Area code (ex. Busan 051, inside country)
국제 번호
Uluslar arası telefon kodu (Ör. Türkiye +90)
단축 번호
Abbreviated number, short number Telefonda 1 uzun basınca Mathew i aramak gibi
진동
진동벨 (이 울리다)
Vibration, vibrane
Vibration bell: It is used at a cafe or a restaurant for customers to let them know when their food or drinks are ready.
죄송하다
To be sorry for 반말 olarak kullanılmaz Formal
급하다 (A)
급한 N
To be urgent, acele, çabuk yapılan
선약이 있다
Have a prior engagement, önceden verilmiş sözü olmak
약속을 미루다
으로/로 약속을 미루다
약속을 미루다
↔
약속을 당기다
Delayed my appointment, randevuyu ertelemek
약속을 당기다
약속을 당기다
↔
약속을 미루다
Buluşmayı öne çekmek Ör. Salı günü (01-10) buluşacaktım ama pazartesi günü (01-09) buluşmayı istedim
약속을 지키다
Keep one’s promise (appointment), sözünü tutmak
약속을 어기다
Break your promise, sözünü tutmamak
약속을 취소하다
Cancelled my appointment, randevuyu iptal etmek
폭우
폭우가 내리다
Heavy rain, sağanak yağış
폭설
Tipi, yoğun kar yağışı
산불
Orman yangını
산사태
Daǧ kayması, heyelan
황사
Sarı toz
당기다
당기다
↔
밀다
Pull, forward, move up, geri çekmek
Pull
↔
Push
밀다
밀다
↔
당기다
Push, back, shave, itmek, sürüklemek
Push
↔
Pull
우산꽂이
Umbrella stand, şemşiye standı
머리가 처지다
처지다
Hang, fall behind, droop, fall back
Saçın sönük olması Saçın kafaya yapışması
한가하다
Have no work to do, have spare time, free
욕
Swear, bad words, curse, küfür
다치다
N을/를 다치다
To hurt, get hurt, yaralanmak, incinmek, incitmek, incinmesine yol açmak
땡기다
Craving, want, interested
고장하다
N 이/가 고장하다 / 고장이 하다
고장하다 - 이상이 생기다 / 있다
고장하다 - 문제가 생기다 / 있다
To be out of order, broken, To break down, arızalanmak, bozulmak
서비스센터
Service center
돌아오다
N 에 돌아오다
N 으로 돌아오다
To return, come (get, turn) back, dönmek, geri dönmek
전하다
To pass on, transmit, iletmek, vermek
고치다 - 수리하다
To fix, repair, onarmak, tamir etmek
+ 수리 = 고치다
- 수리를 요청하다
+ 수리를 받다
- 수리를 하다
+ 무상 수리(를) 하다/ 받다
- 무상 ↔ 유상
+ Repair, tamir
- Tamir talep etmek, istemek, rica etmek, to request to repair
+ To get repaired
- To repair, tamir etmek
+ Ücretsiz tamir, onarım
- Ücretsiz ↔ Ücretli
남기다
To leave, remain, last, bırakmak
우물
Well, kuyu
정리하다 (V)
N 을/ 를 정리하다
To organize, put together, remove, to arrange, reduce, yerleştirmek, düzeltmek, yerine koymak
세수
To wash up, wash one’s face, yüz yıkamak
별표 - *
- Yıldız işareti
우물 정자 - #
Sharp button
녹음하다
To record, kaydetmek, banta almak
통화료
통화료를 내다
Phone bill
심하다
심하다
↔
약하다 - 가볍다
To be terrible, serious, heavy, şiddetli
To be terrible
↔
Be not serious, weak, feeble, light
약하다 – 가볍다
심하다
↔
약하다 - 가볍다
Güçsüz olmak, Be not serious
To be terrible
↔
Be not serious, weak, feeble, light
증상 - 증세
Symptom, belirti
검사
검사를 하다
Examination, inspection, test, check, muayene
İnceleme yapmak, sağlık taraması yapmak
진찰 - 진료
Medical examination, medical treatment, tıbbi muayene
식중독
식중독에 걸리다
Food poisoning, gıda zehirlenmesi
To get (suffer from) food poisoning, gıda zehirlenmesi geçirmek
해물 - 해산물
Seafood, deniz ürünleri
낫다 (V)
낫다 (A)
N 이/가 낫다 = A가 B보다 더 좋다
1) To get well, recover (from), be cured, get over, heal (up), iyileşmek
2) Better (than), superior (to), preferable (to), daha iyi
소화가 안 되다 = 소화 불량이다 (소화불량)
Indigestion, hazımsızlık
배탈이 나다
Have a stomachache, midesi bulanmak
설사를 하다
설사병
Have diarrhea, ishal
İshal hastalığı
토하다
Vomit, kusmak
멀미가 나다 / 멀미를 하다
Get motion sickness, otobüs, tren gibi araçlarda mide bulantısı
속이 쓰리다
Have a sour stomach, mide ağrıması, mide ekşimesi
변비가 있다
Be constipated, kabız olmak
산한 음식
Spoiled food, bozuk yemek
청진기
Stethoscope, stetoskop
묶다
묶다
↔
풀다
To tie (up), bind, chain, knot, bundle up [together], bind, bağlamak
풀다 1)
1) 묶다 ↔ 풀다
2) 풀
1) To untie, undo, untangle, disentangle, unwind, unfasten, unbutton;, açmak, çözmek
2) Glue, paste, (Brit) gum; starch
밑줄
Underline, underscore, alt çizgi
꽃병
꽃병에 꽃을 꽂다
Vase
Put (arrange) flowers in a vase
책꽂이 - 책장
Bookshelf, bookshelves, kitaplık, raf
탄산수
Carbonated water, gazlı su, maden suyu, soda
옷장
Wardrobe, closet, gardırop
벽
Wall, barrier, duvar, set
손바닥
손등
Palm, avuç içi, avuç
Elin tersi, üstü
볼 = 뺨
계피가루
Cheek, yanak
Ground cinnamon, öğütülmüş tarçın
금고
Safe, strongbox, güvenlik kasası
암기
Memorization, memorize, ezberleme
운동화 끈
Shoelaces, ayakkabı bağcığı
넘어지다
Fall (down), trip, tumble, düşmek, yığılmak, düşüp kalmak
붕대를 갑다
Apply a bandage
짓다
밥을 짓다
To make, build, construct, write, compose, kurmak, oluşturmak, pişirmek
Yemek pişirmek
붓다
붓다
N을/를 붓다
1) Swell (up), puff up, become swollen, şişmek, dökmek
2) Para koymak
잇다
To join [link] (sth to sth), connect (sth with/to sth), piece (sth) together, continue, keep[go] on (with), bağlamak, birleştirmek, devam etmek
긋다
To draw, rule, çizmek
웃다
To laugh, giggle, chuckle, smile, gülmek
씻다
To wash, rinse (out), cleanse, yıkamak
점점 - 변화
Little by little, gitgide, zaman ilerledikçe
+ 과로하다
- 과로
+ 과로사
- 과식하다
+ 과음하다
+ To overwork, to work too hard
- Overwork, çok fazla çalışma
+ Fazla çalışmaktan ölmek
- To over eat
+ To over drink
푹
푹 자다 / 쉬
Deeply well
Sleep well / get a good rest
기침을 하다 / 기침이 나다
Rough, öksürmek (gripten öksürmek)
재채기를 하다
To sneeze, hapşırmak, alerji hapşırması
두통
두통이 심하다 - 심한 두통
Baş aǧrısı
Have a bad headache, şiddetli baş ağrısı
목이 쉬다
Have a hoarse throat, boğuk ses, sesin kısılması
몸이 떨리다
다리를 떨다
Titremek
Bacaklarını sallamak
열이 나다
Have a fever, ateşlenmek
해열제
Ateş düşürücü ilaç
코가 막히다
Burun tıkanıklığı
복통
Stomachache, karın ağrısı
체온
체온이 높다
Temperature, body heat, vücut ateşi
Have a high temperature, yüksek ateşin olması
+ 소매
- 소매
+ 도매상인
+ Elbise kolu
- Perakende
+ Toptan satış
닦다
To clean, wash, wipe, brush, mop, dry (up), silmek, üzerine genellikle bir bez sürerek tozlarını silmek
처방 / 처방전
처방전이 받다
처방전이 필요하다
Prescription, recipe, prescribe, reçete, yol, çare, yöntem
가래
Phlegm, sputum, balgam
+ 주사
- 주사를 맞다
+ 주사를 놓다
+ Injection, shot, iğne, şırınga
- Have [get] an injection
+ Give [apply] an injection
+ 종합
- 종합하다
종합 병원
종합 운동전
+ Multiple, çoklu, çok yönlü, çok çeşitli
- Sentez, toplamak, birleştirmek
알약
Hap, kolayca yutulabilmesi için küçük toparlak durumuna getirilmiş ilâç
연고
Merhem
밴드
Yara bandı
물약
Sulu ilaç, şurup
지혈
Kan kesici
눈물
Gözyaşı
+ 화
- 화가 나다
+ 화를 내다 (짜증)
- 화를 끓이다
+ 화를 돋우다
+ Anger, öfke
- Öfkelenmek
+ Öfkelenmek, öfkeyi action ile göstermek Ör. Kocama öfkelenip söyleniyorum
- Öfkelenmek, öfkeyi dışa vurmayıp içimizde büyümesi
+ Alevlendirmek, damarına basmak
+ 땀
- 땀샘
+ 땀이 나다
+ Sweat, sweaty, ter
- Ter bezi
+ Terlemek
독
Poison, toxin, toxic, zehir
가난하다
Poor, needy, fakir olmak, yoksul olmak, zavallı olmak
만족하다 = 흡족하다 = 족하다
↔
불만족하다
To be satisfied, bir şeyi kendisi için yeter bularak daha çoğuna gerek görmemek, daha çoğunu istememek, yetinmek
↔
Memnuniyetsizlik
상처
Wound, scar, injury, yara
소화제
Digestive medicine, hazımsızlık ilacı
진통제
Painkiller, ağrı kesici
영양제
Tonic, nutritional supplement, gıda takviyesi, tonik
피부 연고
Skin study, cilt merhemleri
소독약
Disinfection, antiseptic, dezenfektan
수면제
Sleeping pill, uyku hapı
약사
약국
Pharmacist, eczacı
Pharmacy, eczane
미루다
To delay, postpone, put off, put back, hold off (on), ertlemek, geciktirmek
보호자
Refakatçı, bir çocuğun her türlü durum ve davranışlarından sorumlu olan kimse, veli
환절기
A time of changing the season, mevsim geçiş (değişim) dönemi
깁스
Alçı, kırık alçısı
부자
1) Rich person, wealthy person
2) Father and son
미인
미남
Beauty, beautiful woman
Handsome man, good-looking man
뽀뽀하다
To kiss, öpmek
날마다 - 매일
Everyday, day by day
링거를 (수액) 맞다
Get an IV (intravenous injection), be put on a drip (=have an IV), serum takılması
기쁘다
기뻐하다
Be glad, happy, pleased, delighted, mutlu, sevinçli, ongun, sevinmek (kendim hakkında söylerken, cümleyi ben kuruyorum)
Be glad, happy, pleased, delighted, mutlu, sevinçli, ongun, sevinmek (başkası hakkında söylerken , cümleyi ben kuruyorum)
+ 건강보험
- 국민연금
+ 고용보험
- 산재보험
+ 고용
+ Health insurance, sağlık sigortası
- Ulusal sigorta
+ İstihdam sigortası, işsizlik sigortası
- İşçi tazminatı, endüstriyel kaza sigortası
+ İstihdam (bir insanı bir işte, bir görevde kullanma, çalıştırma.)
치료
Treatment, cure, tedavi
입원
입원
↔
퇴원
Be hospitalized, hastaneye yatış
Hastaneye yatış
↔
Hastaneden taburcu olmak
수술
`
퇴원
입원
↔
퇴원
Discharge from hospital, hastaneden taburcu olmak
Hastaneye yatış
↔
Hastaneden taburcu olmak
진단서
1) Diagnosis, Hastalığın teşhisini
2) Rapor
치통
Diş ağrısı
열다
열리다
Açmak, çözmek, düzenlemek
Açılmak, çözülmek
앉다 - 앉아 있어요
서다 - 서 있어요
눕다 - 누워 있어요
피다 - 피어 있어요
남다 - 남아 있어요
비다 - 비어 있어요
붙다 - 붙어 있어요
들다 - 들어 있어요
떨어지다 - 떨어져 있어요
걸다 - 걸리다 - 걸려 있어요
열다 - 열리다 - 열려 있어요
닫다 - 닫히다 - 닫혀 있어요
켜다 - 켜지다 - 켜져 있어요
끄다 - 꺼지다 - 꺼져 있어요
깨다 - 깨지다 - 깨져 있어요
놓다 - 놓이다 - 놓여 있어요
앉다 - 앉아 있어요 - sit (down), take[have] a seat
서다 - 서 있어요 - stand, stop
눕다 - 누워 있어요 - lie, be ill in bed, lie sick in bed
피다 - 피어 있어요 - bloom, blossom, flower
남다 - 남아 있어요 - be left (over), remain
비다 - 비어 있어요 - empty, vacant, unoccupied, free, available, empty-headed
붙다 - 붙어 있어요 - stick (to), adhere (to), cling (to), pass
들다 - 들어 있어요 - enter, go [get, come] in (to), have, contain, hold, pick up, carry, raise
떨어지다 - 떨어져 있어요 - fall down, drop
걸다 - 걸리다 - 걸려 있어요 - hang (up), asmak
열다 - 열리다 - 열려 있어요 - open, unlock
닫다 - 닫히다 - 닫혀 있어요 - close, shut
켜다 - 켜지다 - 켜져 있어요 - turn on, [switch, put, flick] on
끄다 - 꺼지다 - 꺼져 있어요 - turn off
깨다 - 깨지다 - 깨져 있어요 - break, smash, shatter, crack
놓다 - 놓이다 - 놓여 있어요 - put on, place, lay
+ 해외
- 해외 ↔ 국내
+ 해외여행
- 국내 여행
+ Overseas, yurt dışı
- Overseas ↔ Domestic
+ Overseas trip, trip abroad
- Domestic trip
동해
East sea
기억에 남다
To be remembered, unutulmaz
일출
일몰
Sun rising, gündoğumu
Sunset, sundown, gün batımı
장면 (V 는 장면, A 은/ㄴ 장면)
영화의 한 장면 같다
Scene, sight, sahne
Filmden bir sahne gibi
배낭여행
Backpacking trip
수학여행
School trip
단체 관광
Group tour
배신하다
To betray, stab in the back, ihanet etmek, sırtından bıçaklamak
채식주의자
Vegetarian, a vegan
+ 빼다 (N을/를 빼다)
- 빠지다 (N이/가 빠지다)
+ 빠지다
+ To remove, kaldırmak, çıkarmak, kilo vermek, hariç, boşaltmak (odayı)
- To be removed (passive verb)
+ To fall out, düşmek
분위기 = 느낌
Atmosphere, mood, air, ambience
푸르다
Blue, (literary) azure; (초록빛) green, mavi yeşil
여관
Inn, motel
민박
Airbnb gibi evini bir süreliğine turistlere kiralama
당일치기 (로)
A day’s trip, günü birlik gezi
+ 춥다
- 덥다
+ 뜨겁다
- 차갑다
+ (Weather) Cold (hava)
- (Weather) Hot (hava)
+ (Drink) Hot (içeçek)
- (Drink) Cold (içeçek)
수도
Capital city
+ 볼거리 = 구경 거리
- 먹을거리 = 먹거리
+ 즐길거리
+ Things to sightsee, görülecek yer
- Things to eat, yiyecek yer
+ Things to do, yapılacak şeyler
숙박
시설 숙박하다
Accommodation facilities, geceyi geçirmek için bir yere gitme, yatı, konaklama
To stay, be accommodated, lodge
연휴
Long weekend, (설·추석 등의) holiday
김이 서리다
Mist over, fog up, steam up, buğulanmak
자유여행
Free travel, self-guided tour
체감온도
Sensory temperature, hissedilen sıcaklık, vücut sıcaklığı
상심하다
Broken-hearted, heartbroken, grief-stricken, üzülmek, üzgün olmak, hüzünlenmek
일정 = 스계줄
일정하다
N이/가 일정하다
Schedule
Sabit, belli, tespit edilmiş, biçimlenmek
늘 = 항상 = 언제나 = 언제까지나
Always, all the time, the whole time
젖병
Baby bottle, feeding bottle, biberon
분유
Dry (powdered, dried) milk, milk powder, powdered formula, süt tozu
눈을 버렸다
안 분 눈을 삽니다
Lost my eyes
Buy the eyes that haven’t seen it!
너나 먹어!
You eat it!
교통편= 교통 수단
Ulaşım araçları, trafik araçları (araba otobüs vb) Traffic facilities
여행 안내서 = 여행 책
Guide book
여행 경비 (들다) = 여행 비용
여행 돈 (XXXXXX)
Travelling expenses
여행자 보험 (에 들다 / 가입하다)
Traveler’s insurance
N박 N일
몇박 며칠이에요?
몇박 며칠로 가요?
N gece N gün 3 gece 4 gün
특실
Special room/ suites
일반실 (일반석)
Ordinary room / guest room (normal koltuk - uçakta)
원하다
N을/를 원하다/ 바라다/ 기대하다
V기를 원하다/ 바라다/ 기대하다
To want, istemek, istek duymak
묵다
묵다 = 숙박하다
에 /에서 묵다
To stay, geceyi geçirmek üzere bir yerde kalmak, yatmak
전망 (이)
View
성함 = 이름
Name
연락처
Contact number
열쇠
Key
열다
To open, unlock, hold, convene, open (up), set up, açmak (kapı, pencere, kilit, fermuar)
예약하다
예약번호
To make a reservation, book
Booking number
예정
Schedule, be scheduled (for / to do), pre-arrangement, planlama, zamanlama
항공권
Airplane ticket
여정
Journey, yolculuk, yolculuk planı
왕복
편도
Round trip
One way
대여
대여하다
Kiralama, ödünç verme
+ 소형차
- 중형차
+ 대형차
- 승합차
+ Small car
- Mid-sized car
+ Luxury sized car
- Van
포함
포함되다
Inclusion, comprehension, implication, kapsama, içine alma
Be included, be covered, dahil olmak
여부
1) Olumlu ve olumsuz
2) Yes or no
+ 빼놓다 (을/를 빼놓다)
- 빼다 ( - )
+ 빼서 놓다
+ To leave (sb/sth) out, omit, skip, miss, to exclude, hariç tutmak, atlamak, dışında tutmak
- Çıkarmak
+ Subtract, çıkarmak
추천
추천하다
N 을/를 추천하다
Tavsiye
To recommend, tavsiye vermek
시대
현대 시대
Era, age, time(s), period, epoch, çağ
Modern çağ
월요병
Monday morning syndrome
젊다
↔
늙다
Young, youthful, genç
↔
Be (get, grow) old, age
+ 연기를 잘하다
- 연기하다
+ 연기
- 연기자
+ İyi oyunculuk (rol) yapmak
- To performance, acting, play, perform, act
+ Acting
- Actor, actress
바다속
In [into, under, beneath] the sea, denizaltı
호수
Lake. Göl
강
River, nehir
폭포
Waterfall, şelale
온천
Hot spring, thermal water, spa, ılıca, kaplıca
화산
휴화산
사화산
Volcano, volkan
Uyuyan volkan
Sönmüş volkan
전세
전세가 (격)
Lease of a house (room) on a deposit base, Bir evin (odanın) depozito bazında kiralanması, 2 yıllık sözleşme oluyor 2 yıl bitiminde para geri alınıyor
Kiralık
+ 월세
- 보증금D
+ 원룸
- 세입자
+ Monthly rent, aylık kira, aylık ödeme Genellikle 1 yıllık oluyor
- Deposit, depozito
+ One room, studio (apartment)
- Kiracı
시설
시설을 갖추다
Facility, kurum, kuruluş, tesis
게으르다 = 나태하다 = 태만하다
게으르다
↔
부지런하다
To be lazy, idle, tembel, aylak
부지런하다
게으르다
↔
부지런하다
To be diligent, industrious, çalışkan
삼각관계
Love triangle, (literary) eternal triangle, aşk üçgeni
+ 조언 = 충고
- 조언을 하다
+ 조언을 구하다
- 조언을 듣다 / 받다
+ Akıl verme, öğüt verme
- Öğüt vermek, nasihat vermek; akıl vermek Advice, (formal) counsel, tip (on), hint, advise
+ Akıl danışmak
- Tavsiye almak
난방비
Heating bills, ısıtma maliyetleri
자연 환경
Natural environment, doğal ortamlar
공동 화장실
Shared bathroom, ortak tuvalet
독방
Room to oneself, tek kişilik oda
부동산 소개소에 (중개소) 가다
집 구경을 하다
Emlakçıya gitmek
A tour of a house, ev gezmek (bakmak)
+ 계약 Sözleşme, andlaşma, akit
계약을 하다
- 계약서Contract, kontrat
+ 계약금Down payment, deposit
- 계약 불이행 Sözleşmenin ihlali
+ 계약
- 계약서
+ 계약금
- 계약 불이행
소개비를 주다
소개비
To give brokerage, commission
Brokerage, commission
포장하다 = 싸다 (V)
포장이사
To pack (up), wrap (up), gift-wrap, paketlemek, ambalajlamak
Package moving
참다 (V) = 견디다 (-e)
N 을/를 참다
참을성 = 인내심
(-e) Katlanmak, hoş olmayan bir duruma, güç şartlara dayanmak
Ör. Dersteyim tuvalete gitme ihtiyaçım var ama dersten olduğundan çişimi tuttum ve katlandı
Sabır, dayanıklılık
엄살(을) 부리다
엄살 부리지 마세요
To make a big fuss, büyük bir yaygara çıkarmak için
짐을 싸다 = 짐을 보장하다
Pack the house
짐을 옮기다
To move out, transfer cargo
짐을 정리하다
To organize the cargo put together
이삿짐센터
Moving company, nakliye şirketi
이사 비용
Removal expenses, taşınma masrafları
사다리차
Ladder truck, merdivenli araba
옮기다 =
1) 이사하다
2) 이작하다 = 직장은 옮기다
1) Taşınmak, taşımak, yer değiştirmek, aktarmak
2) İş değiştirmek
짐
Load, burden, cargo, baggage, luggage, yük
철
N 철
여행철
Season, time
Tatil sezonu
맑다
Clear, sunny, fine, fair, berrak, duru
넓다
Large, big, wide, extensive, spacious, broad, ferah, geniş, rahat
이웃집
Neighbor’s (neighboring) house, the house next door, mahalle, komşu evi
배치
Arrangement, placement, ayarlama, düzenleme
전학가다 = 학교를 옮기다
To change school
인형
Doll, puppet, figure, oyuncak bebek
소리를 지르다
Shout, cry out, yell (out), bağırmak
따라하다
To follow, imitate, copy; repeat (after), taklit etmek, aynısını yapmak
걸레
걸레질을 하다
N질 질 ile biten N’ler action oluyor
Floorcloth, yer bezi, rag, mop
To wipe, silmek
N질 질 ile biten N’ler action oluyor
깔끔하다 = 깨끗하다, 정리를 잘 했다
To be neat, temiz olmak
룸메이트
Room mate
재활용
쓰레기 분리 수거
Recycling
Separate garbage collection
설거지를 하다
Do the dishes, bulaşıkları yıkamak
+ 빨래를 하다 = 세탁하다
- 세탁기를 돌리다
+ 손빨래
+ Do the laundry, wash the clothes
- Washing machine
+ Hand washing
청소기를 돌리다
진공청소기
To vacuum / to hoover, süpürge yapmak
Elektrikli süpürge
화분에 물을 주다
Water (flower) the pot, bitkiyi sulamak
강아지를 돌보다
Take care of puppy
먼지를 털다
털다
To brush away (off) the dust, tozları almak
To dust (off/down), brush (off), empty, rob, silkelemek
마당을 쓸다
빗자루
To sweep garden, bahçeyi süpürek
Broom, tahtalı süpürge
조용하다
Be silent, quiet, still, calm, sessiz, suskun, az konuşan
전화국
Telephone company
반 지하
Semi-basement, yarı bodrum
빗다
빗으로 머리를 빗다
To comb (one’s hair), brush (one’s hair), saç taramak
Saçını tarakla taramak
행주
Dishcloth, mutfak havlusu
세차하다
To wash a car, araba yıkamak
스카프
스카프를 하다
Scarf, eşarp
Eşarp kullanmak
얼룩
얼룩이 생이다
얼룩이 심하다
Stain, leke
Leke olmak
Zor lekeli olmak
드라이클리닝을 하십시오
Dry cleaning, kuru temizleme yapmak
말리다
N을/를 말리다
옷걸이에 걸어서 말리십시오
To dry, kurutmak stop (sb from doing), keep (sb from doing)
Hang to dry on hanger
Kuruması için askıya asın
다리미로 다림질 하다
80~120도로 다림질하십시오
Ütüyle ütüleyin
80 ile 120 derece arasında ütüleyin
표백하다
표백하지 마십시오
To bleach, beyazlatmak, ağartmak
Çamaşır suyu kullanmayın
물세탁을 하지 마십시오
Suda yıkamayın
짜지 마십시오
N 을/를 짜다
Do not squeeze, sıkmayın
씹다
껌을 씹다
To chew, bite, çiğnemek
Sakız çiğnemek
세탁소
Dry cleaner’s, kuru temizleme
맡기다
N 을/를 맡기다
To leave something with someone, , put, check (in); deposit
emanet etmek, sorumlu tutmak, yüklemek, bırakmak
널다
To spread out, hang out, sermek, kurutmak için düz bir yere yaymak
쏟다
To spill, pour, dökmek
얼룩말
Zebra
예매하다
To purchase in advance, make a reservation
- 끓다 끓이다 먹다 먹이다 보다 보이다 속다 속이다 줄다 줄이다 녹다 녹이다 붙다 붙이다 죽다 죽이다
- 눕다 눕히다 앉다 앉히다 읽다 읽히다 입다 입히다 익다 익히다 넓다 넓히다 좁다 좁히다 식다 Soğumak 식히다 Soğutmak밝다 밝히다 더럽다 더럽히다
- 감다 감기다 남다 남기다 맡다 맡기다 씻다 씻기다 신다 신기다 웃다 웃기다 숨다 숨기다 벗다 벗기다
- 울다 울리다 돌다 돌리다 마르다 말리다 알다 알리다 늘다 늘리다 살다 살리다 듣다 들리다
- 비다 비우다 자다 재우다 깨다 깨우다 서다 세우다 타다 태우다 씌다 씌우다
- 낮다 낮추다 늦다 늦추다
- 보가 보이다 쓰다 쓰이다 놓다 놓이다 쌓다 쌓이다 바꾸다 바뀌다 덮다 덮이다
- 안다 안기 다쫓다 쫓기다 끊다 끊기다 잠그다 잠기다
- 팔다 팔리다 밀다 밀리다 풀다 풀리다 열다 열리다 걸다 걸리다 듣다 들리다 물다 물리다
- 먹다 먹히다 읽다 읽히다 잡다 잡히다 밟다 밟히다 닫다 닫히다 막다 막히다
- 끓다 끓이다 먹다 먹이다 보다 보이다 속다 속이다 줄다 줄이다 녹다 녹이다 붙다 붙이다 죽다 죽이다
- 눕다 눕히다 앉다 앉히다 읽다 읽히다 입다 입히다 익다 익히다 넓다 넓히다 좁다 좁히다 식다 Soğumak 식히다 Soğutmak밝다 밝히다 더럽다 더럽히다
- 감다 감기다 남다 남기다 맡다 맡기다 씻다 씻기다 신다 신기다 웃다 웃기다 숨다 숨기다 벗다 벗기다
- 울다 울리다 돌다 돌리다 마르다 말리다 알다 알리다 늘다 늘리다 살다 살리다 듣다 들리다
- 비다 비우다 자다 재우다 깨다 깨우다 서다 세우다 타다 태우다 씌다 씌우다
- 낮다 낮추다 늦다 늦추다
- 보가 보이다 쓰다 쓰이다 놓다 놓이다 쌓다 쌓이다 바꾸다 바뀌다 덮다 덮이다
- 안다 안기 다쫓다 쫓기다 끊다 끊기다 잠그다 잠기다
- 팔다 팔리다 밀다 밀리다 풀다 풀리다 열다 열리다 걸다 걸리다 듣다 들리다 물다 물리다
- 먹다 먹히다 읽다 읽히다 잡다 잡히다 밟다 밟히다 닫다 닫히다 막다 막히다
+ 크기: 크다 ↔ 작다
- 양: 많다 ↔ 적다
+ 두께: 두껍다 ↔ 얇다
- 긒이: 깊다 ↔ 얕다
+ 길이: 길다 ↔ 짧다
- 가격: 비싸다 ↔ 싸다
+ 방향: 올라가다 ↔ 내려가다
- 오르다 ↔ 내리다
+ 증가 ↔ 감소 (방향 + 양)
- 늘다 ↔ 끌다
+ Size: Large ↔ Small
- Amount: Many ↔ Few
+ Thickness: Thick ↔ Thin
- Long: Deep ↔ Shallow
+ Length: Long ↔ Short
- Price: Expensive ↔ Cheap
+ Direction: Up ↔ Down
- Go up ↔ Go down
+ Increase ↔ decrease (direction + amount)
- Increase ↔ drag
시간을 내다
To make time
마음을 먹다
To be determined, kafasına koymak, aklına koymak
+ 가능하다
- 불가능하다
+ 가능하다 ↔ 불가능하다
+ To be possible
- To be Impossible, imkansız
+ Possible ↔ Impossible
모으다
모으다 = 수집하다
To collect, biriktirmek, toplamak
동전
동전 모으다 = 수집하다
Coin
두다 (을/를 두다)
To put, set, place, position, Bırakmak, koymak (informal) park (=놓다) keep, leave, let
수집하다 (을/를 수집하다)
모으다 = 수집하다
To collect, gather, biriktirmek, derlemek
감상하다
오페라 감상하다
연극 감상하다
To appreciate, enjoy, admire, eğlenmek
도자기
도자기 모으다 = 수집하다
Ceramics, china(ware), pottery, earthenware, seramik,çanak
독서
Reading
바둑
바둑 두다
Go (the game of), Korean traditional game
장기
장기 두다
Korean chess
악기 연주
악기
Playing an instrument
Instrument
다양하다
To be diverse, various, varied, diverse, different Türlü, çeşitli
장르
Genre, tür (dizi, film, müzik), çeşit
+ 공포
- 공포 영화
+ 코미디 영화
- 공상과학 영화
+ Horror, fear
- Horror movie, horror film
+ Comedy movie
- Science fiction film, SF film
개봉하다
To release, be coming soon, open, unseal, açmak, gösterime girmek
움직이다
Kımıldamak, sürekli ve hafıfçe oynamak To move, touch, move, take action
+ 챙기다
N을/를 챙기다
- 챙기다 = 갖주다 = 거두다
+ To take, pack (up), toparlamak, put in order, tidy up, collect, tutmak, korumak, bakmak
- To take care of
감독
Director
매우
Very (much), so, really, extremely, greatly, terribly, çok
등록하다 = 접수하다
접수하다
To enroll, üye olmak, kaydını yapmak
To receive
+ 완성하다 = 완수하다 = 이루다
- 미완성하다
+ 완성하다 ↔ 미완성하다
+ To complete, tamamlamak, bitirmek, bütünlemek
- To incomplete
+ To complete ↔ To incomplete
인물화 = 초상화
인물 사진
Portrait, portre
Portrait, pictures of people
풍경화 = 산수화
풍경 사진
Landscape painting
Landscape photography
상영
상영하다
Oyun göstermek, screen, play, put on the screen Screening, showing, show, play, screen
To play, show, run
발표회
발표회를 하다 / 열다
Conference, presentation (연구 등의) Recital, performans, (음악 등의)
화구
1) Picture material, çizim yaparken gereken gereçler
2) A volcano, a crater
정물화
Still-life painting (picture)
고전 음악
현대 음악
Classical music
Modern music
고전 무용
현대 무용
Classical dance
Modern dance
사진기
Camera
의상
Costume, clothes, dress, wardrobe, clothing, giyim, giysi , giyecek, giyilen şeylerin tümü
촬영
촬영 도구
Çekim yapma (film, video vb.) Filming, shoot photograph, take a photograph (picture)
Filming shooting, photographic tool
동서양
East and west
+ 입장하다
- 입장료
+ 입장하다 ↔ 퇴장하다
+ To be admitted, enter, go in, girmek
- Admission fee
+ To be admitted ↔ To leave, walk out
화실
Studio, (formal) atelier
주로
Mostly, mainly, başlıca
필름이 끊기다
To black out, have a blackout, pass out, have one’s film cut off
+ 관심
관심이 있다/없다
관심이 가다
- 관심사 = 관심거리
관심사가 다르다
+ Interest, attention, concern for
- İlgi, umur
동영상
Video
괜히
괜히 = 공연히 = 실없이
No reason, in vain (beyhude, boşu boşuna)
+ 탈춤 동아리
- 탈춤
+ 탈
+ Mask dance club
- Mask(ed) dance
+ Mask
국악
국악 동아리
Korean classical (traditional) music
Korean classical (traditional) music club
+ 봉사
- 봉사하다
+ 봉사 동아리
- 봉사하다
+ 봉사 활동
- 봉사 활동을 하다
+ 봉사 활동을 다니다
- 자원봉사
+ Voluntary work (service), gönüllülük, gönüllü, hizmet, servis
- Hizmet etmek, yardım etmek
+ Voluntary work (service) club
- To serve, volunteer
+ Gönüllü aktivite
- Gönüllü iş yapmak
+ Gönüllü çalışmaya gitmek
- Volunteer work, gönüllülük
등반하다 T
등산하다
To climb a mountain, dağa tırmanmak
To hike, climb
태권도
태권도 동아리
Taekwondo
Taekwondo club
+ 합창
- 합창 동아리
+ 독창
+ Chorus, ensemble, sing in chorus (together), koro
- Chorus, ensemble, sing in chorus (together) club
+ Solo
차박
Car camping
쌩얼
Face without makeup
설레다
Heart flutter, kalp çarpıntısı
유기견
유기묘
Shelter puppy
Shelter cat
야근
야근하다
야근 수당
Night overtime, overtime, gece mesaisi
To work overtime
Overtime (pay)
점수
Score, mark, grade, puan, derece
경기하다
To play a match, to play, Yarışmak, rekabet etmek
+ 비기다 To tie, berabere kalmak in game
- 지다 To lose
+ 이기다To win
+ To tie, berabere kalmak in game
- To lose
+ To win
양궁
Archery
서예
Calligraphy, kaligrafi
기만하다
To deceive, delude, aldatmak, kandırmak
합하다
Toplamak, eklemek, to combine, unite, join together, add (up), total (up)
+ 조합하다
N을 /를 조합하다
- 합하다
+ Birleştirmek, karıştırmak
- Toplamak, birleştirmek
꽤 = 제법 = 비교적
Oldukça, yetecek kadar, hayli, epey, Quite, rather, fairly, (S) pretty
+ 줄이다
- 늘리다 (길이)
+ 줄이다 ↔ 늘리다 (길이)
- 줄임말
+ Kısaltmak, daraltmak, azaltmak, küçültmek
- Artmak, artırmak, uzamak
+ To reduce ↔ To increase, (길이·시간 등을) extend
- Abbreviation, kısaltma
찾아다니다
To visit, (찾다) look (for), bucak bucak aramak, göz atmak
+ 문화
- 문화 충격
+ 문화재
- 문화 레저비
+ Culture
- Culture shock
+ Kültürel miras
- Kültürel ve boş zaman harcamaları
조사 = 관찰 = 수사
N을/를 조사하다
N이/가 조사되다
Research, particle, anket, etüt, araştırma
결과 = 결말 = 결실 = 성과
Sonuç, netice, akıbet Result, outcome, consequence, effect
-에 따르면
According to
험하다 (A) = 위험하다 (A)
Pürüzlü, engebeli; tehlikeli, To be rugged, pürüzlenmiş, karmakarışık
여가 활동
Leisure activity, free time activity, boş zaman etkinliği
관광
Sightseeing, turizm, tur, seyahat
+ 관람
- 관람하다
+ 오락
+ Seyretme
- To see, watch, (formal) view, seyretmek
+ Entertainment, amusement(s) video game, computer game
휴양지
Vacation spot
연후
연후에
Afterward(s), after that, sonradan, akabinde
+ 한눈에 반하다
- 첫눈에 반하다
+ To fall in love with at first sight
- To love at first sight
나잇살
A mature (an advanced) age, olgun (ileri) bir yaş
즐기다 = 만끽하다
즐기는 음식
즐겨 다니다
즐겨 먹다/ 즐겨보다/ 즐겨 입다
산책을 즐기다/ 여행을 즐기다
To enjoy, keşfetmek, hoş ve eğlenceli vakit geçirmek
과정 = 단계 = 절차
Process, aşama, yöntem, derslerin derecesi
절차
입학 절차
결혼 절차
입출국 절차
Prosedür
기구
Equipment, device, tool, organization
단독 주택 = 독립 주택
단독 주택 ↔ 공동 주택
Residence
Residence ↔ Apartment house
화초
화초를 키우다
화초를 가꾸다
Flowering plants
애완동물 = 반려 동물
Pet, evcil hayvan
+ 활용하다 = 쓰다
- 이용하다
+ 사용하다
- 이용하다
+ To make us of the time, faydalanmak, yararlanmak
- Servislerden faydalanmak, servisleri kullanmak Ör Trenden faydalanmak
+ Eşyaları kullanmak
- To utilize, take advantages of, kullanmak, bir şeyden belli bir amaçla yararlanmak, çalıştırmak, işletmek
스스로 = 자신 = 몸소
By oneself, kendi kendine
벗어나다 = 벗다 - 나오다 = 빠져나오다
N 에서 벗어나다
N 을/를 벗어나다
터널에서 / 터널을 벗어나다
부산을 벗어나다
조직에서 벗어나다
시험에서 벗어나다
To get out of something, yakayı kurtarmak, kurtulmak, sapmak, önceden belirlenmiş, tespit edilmiş, bir şeyden kurtulmak
돌리다 = 유통시키다
To give out, vermek, döndürmek,çevirmek, yöneltmek
시루
방앗간
Earthenware steamer, çanak çömlek fırını
Deǧirmen
조리 기구 = 주방 기구
Cooking kit
이사를 오다
To move in, taşınmak, ev değiştirmek
그렇지 않아도
As a matter of fact, doğruyu söylemek gerekirse, nitekim, aslında To be about to do something (even if it was not like that)
안 그래도 = 그렇지 않아도
Actually, to be about to do something (even if it was not like that)Bir şey yapmak üzere olmak (öyle olmasa bile)
궁금하다
궁금증
To be curious, merak etmek ; endişelenmek
Curiosity, merak
인사를 가다
To go and greet, git merhaba de; büyüklerin evine gidip, selamlamak
이사 떡 = 시루떡
Rice cake as moving-in present
맛을 보다 = 간이 보다
To taste, tatmak, tadına bakmak
+ 인사를 받다
- 인사를 드리다
+ 인사를 시키다
- 인사를 나누다
+ Receive a bow, selamlanmak
- Give greetings, selamlaşmak, büyükleri selamlamak
+ Have a greeting, selam ver, selamlaşmak
- Exchange greetings, greet each other, arkadaşına selam vermek
치우다
Kaldırmak; düzenlemek; bitirmek, temizlemek, to tidy (up), clean (up/out), straighten up; move
빈손
Empty hands, eliboş
섭섭하다 = 서운하다
Üzgün, kırılmak, gücenmek, darılmak To be disappointed, regrettable
실례
실례하다
Bad manners, kabalık, terbiyesizlik, saygısızlık
Terbiyesizlik etmek, kabalık etmek
수고하다
고생하다 = 수고하다 = 애쓰다
Zahmet etmek, canı burnuna gelmek To make the (an) efforts (to do), take the trouble
Zahmet çekmek, sıkıntıya katlanmak To go through trouble
위로하다
To console, teselli etmek
청하다
To ask, rica etmek, davet etmek
무표정하다
To be expressionless, anlamsız, ifadesiz, tepkisiz
고려하다
To consider, göz önünde bulundurmak, dikkate almak, düşünmek
앞머리
뒷머리
옆머리
Fringe, kahkül
Back hair
The side of the head
바늘
Needle, IV, dri
찌르다
To prick, delik, diken batması
+ 염색
- 염색하다
+ 탈색 = 색깔이 빠짐
- 탈색하다
+ 염색하다 ↔ 탈색하다
+ Dyeing
- To dye
+ Renk kaybı, saçı açmak
- To bleach, decolor, be washed-out
+ To dye ↔ To bleach, decolor, be washed-out
+ 짙다 = 진하다
- 옅다 = 연하다
+ 짙다 = 진하다 ↔ 옅다 = 연하다
+ To be dark
- To be light
+ To be dark ↔ To be light
갈색
To be brown, kahverengi
드라이 클리닝하다
To dry-clean, kuru temizleme
다림질을 하다
To iron
머리를 다듬다
To trim one’s hair, get a trim
굽을 갈다
To put new clog supports on, topukluları keskinleştirmek
파마를 하다
To get a perm(anent), have one’s hair permed, perma yaptırmak
옷을 줄이다
Shorten clothes, kıyafetleri kısaltmak
구둣방
Shoe repair shop, ayakkabı tamircisi
구두를 닦다
To have one’s shoes polished (cleaned, shined), ayakkabı cilası, ayakkabı parlatmak
펴다 (N을/ 를 펴다)
치마를 펴다
Yaymak, döşemek, açmak, to unfold, spread (out), smooth (out), flatten (out), iron
Eteği yaymak
미용사
Hairdresser, hairstylist
드라이
Drying, kurutma
+ 곱슬머리
- 생머리
+ 단발머리
- 커트머리
+ Curly hair
- Straight hair
+ Bobbed-hair, short hair
- Short hair, erkek saçına benzer
유행
유행하다
Fashion, trend, vogue, moda
To be in fashion
자꾸 [작구]
Sık sık, repeatedly, again and again, over and over again; often, frequently
편의 시설
Convenient facilities, konfor, yaşayışı kolaylaştıran maddî rahatlık
감다
1) To wash, bathe
2) Kurmak, yumak yapmak, sarılmak
맨족하다
To satisfied, tatmin olmak
심부름하다
Ayak işi yapmak, To do an errand, go on an errand
두께
Thickness, kalınlık
덮다
Örtmek, to cover (sth with sth), close, shut
세탁물
The laundry, çamaşır
+ 초보자
- 신출내기
+ 초짜
+ Beginner
- New comer
+ Noob, acemi, çaylak
경력
경력자
Kariyer, meslek, uzman alanı
Experienced, deneyimli
능통자
N에 능통자
Professional
+ 근무 시간 = 근로 시간 = 노동 시간
- 근무 시간이 길다 / 짧다
+ 근무 기간
- 근무조건
+ Working hours
- Çalışma saatleri uzun / kısa
+ Çalışma süresi
- Çalışma koşulları
다들 = 모두
Everybody, herkes
이력서
이력서를 쓰다 / 내다
Resume, CV
+ 시간제 교사 / 요금 / 부업
- 시간제
+ Being by the hour, yarı zamanlı
- Yarı zamanlı
보수보수
봉급 / 급연 / 입금
보수를 받다 / 주다
To pay, wage(s), salary, repair, conservatism
Ödeme almak / vermek
자기 소개서 (자소서)
자기 소개서를 쓰다 / 내다
Letter of self-introduction
카펫 낄다
To put on the carpet
커튼 달다 / 치다 / 내리다 / 열다
To hang / draw / lower / open the curtains Perde asmak / çekmek / indirmek / açmak
세탁수 = 빨렛갑
Kirli çamaşır
+ 면접
- 면접시험 = 구두시험
+ 면접을 보다 (하다)
면접시험을 치르다
면접시험을 보다
+ Interview
- Mülakat, sözlü sınav
+ Interview e girmek (interview yapmak)
여드름
Pimple, acne, (informal) zit, sivilce
뾰루지
Kurdeşen, ciltte çeşitli sebeplerle oluşan kaşıntılı döküntüler, to eruption; (병·알레르기로 인한) rash; (여드름) pimple, (informal) zit
우대
우대하다
Özel muamele yapma, ayrıcalıklı davranma, to give preference to, give special (preferential) treatment
Özel muamele yapmak, ayrıcalıklı davranmak
-기 전에 (오기 전에)
(으)ㄴ 후에 (온 후에)
…….önce (gelmeden önce)
……..sonra (geldikten sonra)
업무
업무 모임 Business meeting
Business
Business meeting
+ 판매
- 판매하다 = 팔다 ↔ 구매 = 구입 = 사다
+ 판매되다 = 팔리다 ↔ 구매되다 = 매입되다
- 판매처 ↔ 구매처
+ 판매자
- 구매자
+ Satış, satma; pazarlama
- Sale, satmak ↔ Satın almak
+ To be on sale, satılmak ↔ Satın alınmak
- Ürün satılan yer ↔ Ürün alınan yer
+ Satıcı
- Alıcı
지원
지원하다
Müracaat, başvuru
1) To apply, müracaat etmek
2) Desteklemek
3) Desire, wish, aspire to
구인 광고
구직 광고
Help-wanted advertisement, İş ilanları
Situation-wanted advertisement, İş ilanları
주유
주유하다 = 기름이 넣다
Refueling, sıvı yakıt alma
To refuel, benzin koymak
매점
Store
(전화가) 걸리다
To go through, (the phone call)
구입하다 = 사다 = 구매하다
To purchase, satın almak
사용 설명서를 보다
Read operation manual, instructions, handbook; kullanıcı kılavuzuna bakın
전화로 문의하다
To make an inquiry by telephone, bize telefon ile ulaşın
서비스 센터에 맡기다
To leave service center, servis merkezine götürün
서비스 센터에서 찾다
To find in service center, servis merkezi bulun
꽃샘추위
The last cold snap, ani hava değişimi, soğugun sıcak havayı kıskanması, havalar ısınırken bir anda havanın soğuması
미리
Önceden, önce, beforehand, in advance, ahead of time
편치다
Keyifisiz, rahatsız , hasta, to be ill (sick), be in poor (bad) health, be under the weather
끼우다
Sıkıştırmak, bir nesneyi sıkıca duracak bir biçimde bir yere koymak, to put (in), insert (in/into/between)