C1-1 Flashcards
Part 1
abolish
feshetmek [f.] – yürürlükten kaldırmak [f.] – bozmak [f.]
abortion
bebek aldırma [i.] – kürtaj [i.] – çocuk aldırma [i.]
absence
bulunmayış [i.] – bulunmama [i.] – yokluk [i.]
absent
hazır bulunmayan [s.] – mevcut olmayan [s.] – yok [s.]
absurd
absürt [s.] – saçma [s.] – uyumsuz [s.]
abundance
çokluk [i.] – bereket [i.] – bolluk [i.]
abuse
suistimal etmek [f.] – kötüye kullanmak [f.] – suistimal [i.]
academy
akademi [i.] – yüksekokul [i.] – yüksek okul [i.]
accelerate
hızlanmak [f.] – hızlandırmak [f.] – gaza basmak [f.]
acceptance
kabul [i.] – alma [i.] – üstlenme [i.]
accessible
ulaşılabilir [s.] – erişilebilir [s.] – kolaylıkla görüşülebilen [s.]
accomplishment
başarma [i.] – becerme [i.] – başarılan iş [i.]
accordance
uygunluk [i.] – verme [i.] – ahenk [i.]
accordingly
dolayısıyla [zf.] – ona sebep [zf.] – bu yüzden [zf.]
accountability
sorumluluk [i.] – mesuliyet [i.] – izlenebilirlik [i.]
accountable
mesul [s.] – hesap verebilir [s.] – sorumlu [s.]
accumulate
biriktirmek [f.] – yığmak [f.] – birikmek [f.]
accumulation
birikim [i.] – birikinti [i.] – yığma [i.]
accusation
itham [i.] – suçlama [i.] – itham etme [i.]
accused
zanlı [i.] – sanık [i.] – suçlu [i.]
acid
ekşime [i.] – asit [i.] – iğneleyici eleştiri veya dalga geçme [i.]
acquisition
kazanma [i.] – edinme [i.] – kazanç [i.]
acre
arazi [i.] – ingiliz dönümü [i.] – akre [i.]
activation
etkinleşme [i.] – hareketlenme [i.] – hareketlendirme [i.]
activist
etkinci [i.] – eylemci [i.] – aktivist [i.]
acute
şiddetli [s.] – akut [s.] – ani gelişen [s.]
adaptation
intibak [i.] – uyum [i.] – adaptasyon [i.]
adhere
yapışmak [f.] – bağlı kalmak [f.] – bağlı olmak [f.]
adjacent
komşu [s.] – bitişik [s.] – yakın [s.]
adjustment
ayarlama [i.] – ayar [i.] – intibak [i.]
administer
yönetmek [f.] – idare etmek [f.] – tatbik etmek [f.]
administrative
idari [s.] – yönetimle ilgili [s.] – yönetsel [s.]
administrator
yönetici [i.] – idareci [i.] – müdür [i.]
admission
itiraf [i.] – kabul [i.] – giriş [i.]
adolescent
ergen [s.] – gençlik [s.] – genç [s.]
adoption
benimseme [i.] – evlat edinme [i.] – alma [i.]
adverse
olumsuz [s.] – aksi [s.] – ters [s.]
advocate
avukat [i.] – desteklemek [f.] – müdafaa etmek [f.]
aesthetic
güzelduyu [i.] – estetik [s.] – bedii [s.]
affection
alaka [i.] – etkileme [i.] – meyil [i.]
aftermath
akıbet [i.] – hasattan sonra çıkan otlar [i.] – son [i.]
aggression
saldırganlık [i.] – saldırı [i.] –
agricultural
tarım [s.] – ziraat [s.] – zirai [s.]
aide
buyruk kulu [i.] – emir kulu [i.] – emirber [i.]
albeit
yine [bağ.] – vakıa [bağ.] – fakat [bağ.]
alert
alarma geçirmek [f.] – gözünü açmak [f.] – ayık kalmak [f.]
alien
yabancı uyruklu kimse [i.] – yabancı kelime [i.] – uzaylı [i.]
align
sıralanmak [f.] – dizmek [f.] – dizmek [f.]
alignment
sıra [i.] – hiza [i.] – işbirliği yapma [i.]
alike
benzeyen [s.] – hem [s.] – birbirine benzer [s.]
allegation
iddia [i.] – suçlama [i.] – mazeret [i.]
allege
iddia etmek [f.] – ileri sürmek [f.] – itham etmek [f.]
allegedly
iddia edildiğine göre [zf.] – iddiaya göre [zf.] – sözde [zf.]
alliance
antlaşma [i.] – ittifak [i.] – pakt [i.]
allocate
tahsis etmek [f.] – pay etmek [f.] – bölüştürmek [f.]
allocation
paylaştırma [i.] – pay ayırma [i.] – tahsisat [i.]
allowance
izin [i.] – müsaade [i.] – harçlık [i.]
ally
müttefik ülke [i.] – birleştirmek [f.] – katmak [f.]
aluminium
alüminyum – alüminyum (simgesi al) – alüminyum
amateur
amatör [s.] – amatör [i.] – hevesli [i.]
ambassador
elçi [i.] – büyükelçi [i.] – sefir [i.]
amend
düzeltmek [f.] – onarmak [f.] – değişikliğe gitmek [f.]
amendment
yasayı değiştirme [i.] – tadilat [i.] – iyileştirme [i.]
amid
arasında [ed.] – ortasına [ed.] – arasına [ed.]
analogy
mukayese [i.] – andırış [i.] – karşılaştırma [i.]
anchor
demir atmak [f.] – demirlemek [f.] – çapa [i.]
angel
melek [i.] – melaike [i.] – melek gibi insan [i.]
anonymous
anonim [s.] – adı meçhul [s.] – isimsiz [s.]
apparatus
levazım [i.] – vasıta [i.] – aygıtlar (belli bir amaç için kullanılan) [i.]
appealing
isteme [i.] – duygulandırıcı [s.] – çekici [s.]
appetite
iştah [i.] – arzu [i.] – istek [i.]
applaud
alkışlamak [f.] – alkış tutmak [f.] – takdir etmek [f.]
applicable
uygulanabilir [s.] – kılgın [s.] – uyarlanabilir [s.]
appoint
atamak [f.] – koymak [f.] – tayin etmek [f.]
appreciation
takdir [i.] – minnettarlık [i.] – yüksek takdir [i.]
arbitrary
keyfi [s.] – saymaca [s.] – gaddar [s.]
architectural
mimarlığa ait [s.] – mimarlıkla ilgili [s.] – mimari
archive
belgelik [i.] – arşiv [i.] – arşivini tutmak [f.]
arena
arena [i.] – sahne [i.] – alan [i.]
arguably
muhtemelen [zf.] – kolaylıkla gösterilebilir/kanıtlanabilir [zf.] – tartışılır şekilde [zf.]
arm
kol [i.] – sarılmak [f.] – destek olmak [f.]
array
sıralamak [f.] – sıraya dizmek [f.] – diziliş [i.]
articulate
söylemek [f.] – açık bir şekilde telaffuz etmek [f.] – telaffuz etmek [f.]
ash
kül [i.] – alıç [i.] – kül [i.]
aspiration
büyük amaç (uzun zamandır güdülen) [i.] – arzu [i.] – soluma [i.]
aspire
heveslenmek [f.] – can atmak [f.] – talip olmak [f.]
assassination
suikast [i.] – adam öldürme [i.] – cinayet [i.]
assault
saldırmak [f.] – saldırı [i.] – üstüne varmak [f.]
assemble
toplaşmak [f.] – parçaları birleştirmek [f.] – bir araya koymak [f.]
assembly
toplantı [i.] – birleştirme [i.] – montaj [i.]
assert
öne sürmek [f.] – ileri sürmek [f.] – iddia etmek [f.]
assertion
sav [i.] – iddia [i.] – öne sürme (bir iddiayı) [i.]
assurance
güvence [i.] – teminat [i.] – itikat [i.]
asylum
barınak [i.] – sığınak [i.] – iltica [i.]
atrocity
berbatlık [i.] – vahşet [i.] – gaddarlık [i.]
attain
elde etmek [f.] – erişmek [f.] – ermek [f.]
attendance
katılma [i.] – katılım [i.] – devam [i.]
attorney
dava vekili [i.] – avukat [i.] – avukatlık [i.]
attribute
bağlamak [f.] – atfetmek [f.] – dayandırmak [f.]
audit
hesapları denetlemek [f.] – hesap denetimi [i.] – denetim [i.]
authentic
özgün [s.] – hakiki [s.] – gerçek [s.]
authorize
yetki vermek [f.] – memur etmek [f.] – ruhsat vermek [f.]
auto
otomobil [i.] – araba ile gezmek [f.] – otomobille gezmek [f.]
autonomy
özerklik [i.] – otonomi [i.] – bağımsızlık [i.]
availability
geçerlilik [i.] – var olma [i.] – uygunluk [i.]
await
gözlemek [f.] – hazır olmak [f.] – beklemek [f.]
backdrop
arka fon eklemek [f.] – arka plandaki koşul veya durumları oluşturmak [f.] – zemin [i.]
backing
yardım [i.] – destek [i.] – ciro [i.]
backup
yedeğini almak [f.] – yedek [i.] – yardım [i.]
bail
kefaletle serbest bırakmak [f.] – kefalet [i.] – tekneye giren suyu kova ile boşaltmak [f.]
ballot
oy vermek [f.] – oylama yapmak [f.] – oylama [i.]
banner
pankart [i.] – afiş [i.] – sancak [i.]
bare
çıkarmak [f.] – açığa vurmak [f.] – çıplak [s.]
barrel
varil [i.] – namlu [i.] – fıçı [i.]
bass
bas [i.] – levrek [i.] – ıhlamur ağacı kabuğu [i.]
bat
yarasa [i.] – kırpmak (göz) [f.] – sopa ile vurmak [f.]
battlefield
harp meydanı [i.] – muharebe meydanı [i.] – cenk meydanı [i.]
bay
defne [i.] – koy [i.] – ürümek [f.]
beam
ışın [i.] – kiriş [i.] – yayılmak [f.]
beast
hayvan [i.] – çirkin yaratık [i.] – canavar [i.]
behalf
biri adına [i.] – taraf [i.] – namına [i.]
beloved
sevgili [s.] – sevgili [i.] – habib [i.]
bench
sıra [i.] – bank [i.] – tezgah [i.]
benchmark
röper [i.] – değerlendirme – kalite testi
beneath
altında [ed.] – aşağıda [zf.] – aşağıdan [zf.]
beneficiary
lehtar [i.] – hak sahibi [i.] – yararlanan kimse [i.]
betray
ihanet etmek [f.] – aldatmak [f.] – hainlik etmek [f.]
bind
ciltlemek [f.] – bağlamak [f.] – bound - bound [f.]
biography
yaşam öyküsü [i.] – biyografya [i.] – yaşamöyküsü [i.]
bishop
piskopos [i.] – georgia eyaletinde yerleşim yeri – kaliforniya eyaletinde şehir
bizarre
garip [s.] – acayip [s.] – tuhaf [s.]
blade
bıçak ağzı [i.] – (kendini) jiletlemek [f.] – uzun yaprak [i.]
blast
büyük patlama [i.] – kavurmak (soğuk/sıcak bitkiyi) [f.] – kavurmak [f.]
bleed
bled - bled [f.] – para sızdırmak [f.] – kan kaybetmek [f.]
blend
karıştırmak [f.] – harmanlamak [f.] – harman [i.]
bless
kutsamak [f.] – kutsal saymak [f.] – kutsamak [f.]
blessing
nimet [i.] – teşvik [i.] – tanrı’nın lütfu [i.]
boast
övünmek [f.] – böbürlenmek [f.] – tafra satmak [f.]
bonus
sürpriz [i.] – özence [i.] – bonus [i.]
boom
gümlemek [f.] – patlama sesi [i.] – gümbürtü [i.]
bounce
sektirmek [f.] – zıplamak [f.] – sekmek [f.]
boundary
sınır [i.] – had [i.] – hudut [i.]
bow
yay [i.] – pruva [i.] – başla selamlama [i.]
breach
uymama [i.] – çiğneme [i.] – ihlal [i.]
breakdown
bozulma [i.] – arıza [i.] – çöküntü [i.]
breakthrough
ilerleme [i.] – atılım [i.] – buluş [i.]
breed
doğurmak [f.] – yavrulamak [f.] – soy [i.]
broadband
genişbant – geniş bantlı – genişbantlı
browser
listeleyici [i.] – tarayıcı – Internet tarayıcısı
brutal
vahşi [s.] – gaddar [s.] – acımasız [s.]
buck
sıçramak [f.] – itiraz etmek [f.] – canlandırmak [f.]
buddy
ahbap [i.] – kanka [i.] – kafadar [i.]
buffer
tampon [i.] – korumak [f.] – cila güderisi [i.]
bulk
büyütmek [f.] – büyümek [f.] – genişlemek [f.]
burden
sırtına yüklemek [f.] – yük [i.] – yüklemek [f.]
bureaucracy
bürokrasi [i.] – genörgüt [i.] – devlet memurları [i.]
burial
gömme [i.] – defin [i.] – toprağa verme [i.]
burst
patlamak [f.] – patlak [i.] – burst - burst [f.]
cabinet
dolap [i.] – kabine [i.] – televizyon veya teyp bölmesi [i.]
calculation
hesaplama [i.] – hesap [i.] – hesap sonucu [i.]
canvas
tuval [i.] – brandayla örtmek [f.] – kaputbezi [i.]
capability
kabiliyet [i.] – iktidar [i.] – yararlılık [i.]
capitalism
sermayecilik [i.] – anamalcılık [i.] – kapitalist ekonomi [i.]
capitalist
sermayedar [i.] – anamalcı [i.] – sermayeci [i.]
cargo
kargo [i.] – kargolamak [f.] – taşıma [i.]
carriage
taşımacılık [i.] – vagon [i.] – nakliye ücreti [i.]
carve
oymak [f.] – hakketmek [f.] – sofrada eti kesip dağıtmak [f.]
casino
kumarhane [i.] – gazino [i.] – masada açık duran kartları eldeki uygun kartlarla alarak oynanan iskambil oyunu [i.]
casualty
kazazede [i.] – yaralı/ölü [i.] – acil servis [i.]
catalogue
katalog [i.] – kataloglamak [f.] – katalog yapmak [f.]
cater
temin etmek [f.] – ihtiyacını karşılamak [f.] – sağlamak [f.]
cattle
sığır [i.] – sığırlar [i.] – mal [i.]
caution
ihtiyat [i.] – dikkat [i.] – temkin [i.]
cautious
ihtiyatlı [s.] – tedbirli [s.] – müdebbir [s.]
cease
son vermek [f.] – dinmek [f.] – durmak [f.]
cemetery
mezarlık [i.] – kabristan [i.] – şehitlik [i.]
chamber
oda [i.] – hazne [i.] – oda vermek [f.]
chaos
karmaşa [i.] – kargaşa [i.] – kıyamet [i.]
characterize
nitelendirmek [f.] – simgesi olmak [f.] – farklı olmasını sağlamak [f.]
charm
cazibe [i.] – albeni [i.] – memnun etmek [f.]
charter
berat vermek [f.] – vermek (patent) [f.] – patent vermek [f.]
chronic
kronik [s.] – müzmin [s.] – devamlı [s.]
chunk
yığın [i.] – kalın bir parça [i.] – topak [i.]
circulate
deveran etmek [f.] – akımını sağlamak (havanın/sıvının) [f.] – sürümde olmak (para) [f.]
circulation
sürüm [i.] – kan dolaşımı [i.] – akıntı [i.]
citizenship
yurttaşlık [i.] – vatandaşlık [i.] – uyrukluk [i.]
civic
şehir ile ilgili [s.] – yurttaşlık ile ilgili [s.] – şehirli [s.]
civilian
sivil [s.] – sivil [i.] – başı bozuk [i.]
clarity
berraklık [i.] – açıklık [i.] – belirginlik [i.]
clash
çarpışmak [f.] – çarpışma [i.] – çatırdamak [f.]
classification
sınıflandırma [i.] – klasman [i.] – adlandırma [i.]
cling
tutunmak [f.] – sarılmak [f.] – yapışmak [f.]
clinical
klinik [s.] – hasta başında yapılan [s.] – klinikle ilgili [s.]
closure
kapanma [i.] – kapatma [i.] – kapama [i.]
cluster
küme [i.] – salkım [i.] – demet haline gelmek [f.]
coalition
birleşme [i.] – ortakyönetim [i.] – karma hükümet [i.]
coastal
sahil [s.] – kıyı [s.] – sahille ilgili [s.]
cocktail
birçok alkollü içeceğin ve meyve sularının karıştırılmasıyla elde edilen içecek [i.] – kokteyl [i.] – kesik kuyruklu [i.]
cognitive
bilişsel [s.] – kognitif [s.] – kavramsal [s.]
coincide
kesişmek [f.] – rastlamak [f.] – uymak [f.]
collaborate
işbirliği yapmak [f.] – birlik olmak [f.] – el ele vermek [f.]
collaboration
işbirliği [i.] – birlik [i.] – birlikte çalışma [i.]
collective
toplu [s.] – müşterek [s.] – kolektif [s.]
collision
çarpışma [i.] – fikir ayrılığı [i.] – çatışma [i.]
colonial
sömürge [s.] – sömürgede oturan kimse [i.] – bir kolonide yaşayana özgü [s.]
columnist
köşe yazarı [i.] – sütun yazarı [i.] – fıkracı [i.]
combat
muharebe [i.] – çarpışmak [f.] – mücadele etmek [f.]
commence
başlatmak [f.] – başlamak [f.] – dava açmak [f.]
commentary
yorum [i.] – tefsir [i.] – anlatma [i.]
commentator
yorumcu [i.] – maç spikeri [i.] – tefsirci [i.]
commerce
ticaret [i.] – tecim [i.] – alım satım [i.]
commissioner
delege [i.] – yetkili kimse [i.] – komisyonca atanan görevli [i.]
commodity
emtia [i.] – alıp satılan şey [i.] – yararlı şey [i.]
communist
solcu [i.] – komünist [i.] – kızıl
companion
refakatçi [i.] – eşlik etmek [f.] – arkadaşlık etmek [f.]
comparable
kıyaslanabilir [s.] – benzer [s.] – karşılaştırılabilir [s.]
compassion
merhamet [i.] – şefkat [i.] – acıma [i.]
compel
zorlamak [f.] – mecbur etmek [f.] – icbar etmek [f.]
compelling
zorlu [s.] – zorlama [i.] – mücbir [s.]
compensate
tazmin etmek [f.] – telafi etmek [f.] – gidermek [f.]
compensation
tazminat [i.] – telafi [i.] – faydalı taraf [i.]
competence
yeterlik [i.] – kabiliyet [i.] – hak [i.]
competent
ehil [s.] – yetkili [s.] – işin ehli [s.]
compile
derlemek [f.] – sıralamak [f.] – telif etmek [f.]
complement
tamamlamak [f.] – tümlemek [f.] – mürettebat [i.]
complexity
karmaşa [i.] – zorluk [i.] – güçlük [i.]
compliance
riayet [i.] – uyma [i.] – boyun eğme [i.]
complication
zorluk [i.] – karmaşık hale getirme [i.] – karmaşa [i.]
comply
boyun eğmek [f.] – razı olmak [f.] – uymak [f.]
composition
kompozisyon [i.] – derleme [i.] – dizgi [i.]
compromise
anlaşmak [f.] – anlaşmaya varmak [f.] – taviz [i.]
compute
hesaplamak [f.] – tahmin yürütmek [f.] – hesaplamak
conceal
gizlemek [f.] – gizli tutmak [f.] – örtbas etmek [f.]
concede
kabullenmek [f.] – teslim etmek [f.] – bırakmak [f.]
conceive
tasarlamak [f.] – aklı almak [f.] – göz önünde bulundurmak [f.]
conception
düşünce [i.] – fikir [i.] – kavrayış [i.]
concession
imtiyaz [i.] – taviz [i.] – ödün [i.]
condemn
mahkum etmek [f.] – ayıplamak [f.] – kınamak [f.]
confer
müzakere etmek [f.] – görülmek [f.] – müzakere yapmak [f.]
confession
günah çıkarma [i.] – itiraf [i.] – söyleme [i.]
configuration
biçim [i.] – şekil [i.] – kurulum [i.]
confine
sınırlandırmak [f.] – kapatmak [f.] – kapamak [f.]
confirmation
onay [i.] – teyit [i.] – tasdik [i.]
confront
yüzleştirmek [f.] – zıt düşmek [f.] – üstüne gitmek [f.]
confrontation
yüzleştirme [i.] – karşılaşma [i.] – yüz yüze gelme [i.]
congratulate
tebrik etmek [f.] – tebrik etmek [f.] – kutlamak [f.]
congregation
cemaat [i.] – topluluk [i.] – dinsel örgüt [i.]
congressional
kongresel [s.] – kongre ile ilgili [s.] – kongreye ait [s.]
conquer
fethetmek [f.] – ele geçirmek [f.] – zaptetmek [f.]
conscience
vicdan [i.] – bulunç [i.] – vicdanlılık [i.]
consciousness
bilinç [i.] – şuur [i.] – his [i.]
consecutive
ardışık [s.] – arka arkaya gelen [s.] – ardarda [s.]
consensus
fikir birliği [i.] – oydaşma [i.] – mutabakat [i.]
consent
razı olmak [f.] – rıza göstermek [f.] – onay [i.]
conserve
korumak [f.] – muhafaza etmek [f.] – konserve yapmak [f.]
consistency
tutarlılık [i.] – sabitlik [i.] – yoğunluk [i.]
consolidate
sağlamlaştırmak [f.] – pekiştirmek [f.] – takviye etmek [f.]
constituency
bir seçim bölgesindeki seçmenler [i.] – seçim çevresi [i.] – seçim bölgesi [i.]
constitute
oluşturmak [f.] – teşkil etmek [f.] – kurmak [f.]
constitution
anayasa [i.] – bünye [i.] – meydana getirme [i.]
constitutional
anayasal [s.] – meşrutiyet [s.] – bünye ile ilgili [s.]
constraint
kısıtlama [i.] – baskı [i.] – kısıtlamak [f.]
consultation
danışma [i.] – konsültasyon [i.] – danışık [i.]
contemplate
düşünüp taşınmak [f.] – dikkatle seyretmek [f.] – dikkatle izlemek [f.]
contempt
aşağılama [i.] – küçümsemek [f.] – hor görmek [f.]
contend
uğraşmak [f.] – çarpışmak [f.] – çekişmek [f.]
contender
çekişen [i.] – rakip [i.] – yarışmacı [i.]
content
içerik [i.] – memnun etmek [f.] – hoşnut etmek [f.]
contention
yarışma [i.] – münakaşa [i.] – uyuşamama [i.]
continually
hiç durmadan [zf.] – sık sık [zf.] – sürekli olarak [zf.]
contractor
müteahhit [i.] – kalfa [i.] – üstlenici [i.]
contradiction
tezat [i.] – aykırılık [i.] – çelişki [i.]
contrary
aksi [s.] – karşıt [s.] – zıt [s.]
contributor
yazı yazan kimse (gazete/dergi vb’ne) [i.] – yardımcı [i.] – yazar [i.]
conversion
dönüşüm [i.] – dönüştürme [i.] – sayı [i.]
convict
suçlu bulmak [f.] – hükümlü [i.] – mahkum [i.]
conviction
inanç [i.] – kanı [i.] – mahkumiyet [i.]
cooperate
işbirliği yapmak [f.] – işbirliği yapmak [f.] – işbirliğinde bulunmak [f.]
cooperative
kooperatif [i.] – işbirliği [i.] – kooperatif [i.]
coordinate
koordine etmek [f.] – koordine etmek [f.] – birbirine göre ayarlamak [f.]
coordination
koordinasyon [i.] – düzen [i.] – insicam [i.]
coordinator
eşgüdümcü [i.] – koordinatör [i.] – eşgüdümleyici [i.]
cop
polis memuru [i.] – enselemek [f.] – çalmak [f.]
copper
bakır [i.] – bakır kaplamak [f.] – bakırlamak [f.]
copyright
telif hakkı [i.] – telif [i.] – telif hakkı almak [f.]
correction
düzeltme [i.] – ıslah [i.] – tashih [i.]
correlate
ilişkilendirmek [f.] – aralarında uygunluk sağlamak [f.] – ilintilemek [f.]
correlation
korelasyon [i.] – bağlılık [i.] – karşılıklı ilişki [i.]
correspond
tekabül etmek [f.] – haberleşmek [f.] – mektuplaşmak [f.]
correspondence
yazışma [i.] – mektuplaşma [i.] – haberleşme [i.]
correspondent
eş [i.] – mektup arkadaşı [i.] – biriyle mektuplaşma [i.]
corresponding
yerini tutan [s.] – (bir şeye) eş [s.] – uyan [s.]
corrupt
yozlaşmış [s.] – bozmak (dili) [f.] – baştan çıkarmak [f.]
corruption
yolsuzluk [i.] – yozlaşma [i.] – rüşvet [i.]
costly
masraflı [s.] – değerli [s.] – mükellef [s.]
councillor
meclis üyesi [i.] – encümen üyesi [i.] – kurul üyesi [i.]
counselling
danışma [i.] – rehberlik [i.] – danışmanlık
counsellor
elçiden sonraki diplomat [i.] – danışman [i.] – avukat [i.]
counter
tezgah [i.] – sayaç [i.] – karşılık vermek [f.]
counterpart
mevkidaş [i.] – kopya [i.] – meslektaş [i.]
countless
sayısız [s.] – çok [s.] – hadsiz hesapsız [s.]
coup
uğurlu bir hareket [i.] – başarılı vuruş [i.] – zekice davranış [i.]
courtesy
kibarlık [i.] – nezaket [i.] – nezaket [i.]
craft
esnaf [i.] – zanaat [i.] – ustalıkla işlemek [f.]
crawl
sürünmek [f.] – emeklemek [f.] – kaynıyor olmak [f.]
creator
yaratıcı [i.] – kreatör [i.] – halik [i.]
credibility
güvenirlik [i.] – inanılırlık [i.] – inanırlılık [i.]
credible
inandırıcı [s.] – güvenilir [s.] – inanılır [s.]
creep
sürünmek [f.] – crept - crept [f.] – ürpermek [f.]
critique
eleştirmek [f.] – gözden geçirmek [f.] – kritiğini yapmak [f.]
crown
taç [i.] – tepesini süslemek [f.] – kuron takmak [f.]
crude
ham [s.] – çiğ [s.] – kaba [s.]
crush
ezmek [f.] – itişmek [f.] – basmak [f.]
crystal
billur [i.] – kristal [i.] – kristal eşya [i.]
cult
tarikat [i.] – kült [i.] – ibadet [i.]
cultivate
ekip biçmek [f.] – yetiştirmek [f.] – gayret etmek [f.]
curiosity
merak [i.] – tuhaf şey [i.] – tuhaf tip [i.]
custody
gözaltı [i.] – hapsetmek [f.] – tevkif [i.]
cutting
kesim [i.] – kesme [i.] – kesici [s.]
cynical
kinik [s.] – alaycı [s.] – insani iyiliğe inanmayan [s.]
dam
baraj [i.] – büğemek [f.] – zapt etmek [f.]
damaging
zarar verici [s.] – zarar veren [s.] – zarar görmüş [s.]
dawn
şafak [i.] – ışımak [f.] – şafak sökmek [f.]
debris
moloz [i.] – enkaz [i.] – birikinti [i.]
debut
(müzisyen vb) ilk defa halkın karşısına çıkmak [f.] – ilk defa sahne almak [f.] – sahneye ilk çıkış [i.]
decision-making
karar verme [i.] – –
decisive
kararlı [s.] – kati [s.] – kesinkes [s.]
declaration
beyanname [i.] – beyan [i.] – bildirme [i.]
dedicated
özel [s.] – kendini işine adamış [s.] – ithaf olunmuş [s.]
dedication
adama [i.] – ithaf [i.] – tahsis edilmiş [i.]
deed
tapu [i.] – edim [i.] – eylem [i.]
deem
tutmak [f.] – kıyas etmek [f.] – görmek [f.]
default
yükümlülüğünü yerine getirmemek [f.] – yükümlülüğünü yerine getirmemek [f.] – görevi yapmakta kusur işlemek [f.]
defect
bozukluk [i.] – arıza [i.] – kusur [i.]
defensive
savunan [s.] – savunmayla ilgili [s.] – savunma [s.]
deficiency
eksiklik [i.] – yoksunluk [i.] – noksan [i.]
deficit
açık (hesaplarda) [s.] – açık (mali) [i.] – açık (bütçe/hesap vb’nde) [i.]
defy
küçümsemek [f.] – karşı koymak [f.] – dayanmak [f.]
delegate
temsilci [i.] – havale etmek [f.] – görev devretmek [f.]
delegation
delege atama [i.] – yetkilendirme [i.] – temsilciler kurulu [i.]
delicate
narin [s.] – hassas [s.] – kolay kırılabilen [s.]
demon
iblis [i.] – şeytan [i.] – enerjik kimse [i.]
denial
reddetme [i.] – inkar [i.] – ret [i.]
denounce
ihbar etmek [f.] – kaldırılacağını duyurmak (anlaşmanın) [f.] – (anlaşma vb’nin) bittiğini haber vermek [f.]
dense
yoğun [s.] – ağır [s.] – sıkı [s.]
density
yoğunluk [i.] – sıklık [i.] – sıklık (orman/saç vb için) [i.]
dependence
bağımlılık [i.] – bağlılık [i.] – sarkma [i.]
depict
anlatmak [f.] – resmini çizmek [f.] – çizmek [f.]
deploy
açmak [f.] – uygulamak [f.] – mevzilenmek [f.]
deployment
konuşlanma [i.] – plana göre yerleştirme [i.] – açılma [i.]
deposit
emanet [i.] – depozito [i.] – çökeltmek [f.]
deprive
mahrum etmek [f.] – görevden almak [f.] – yoksun bırakmak [f.]
deputy
milletvekili [i.] – vekil [i.] – mebus [i.]
descend
inmek [f.] – alçalmak [f.] – saldırmak [f.]
descent
düşme [i.] – alçalma [i.] – inme [i.]
designate
atamak [f.] – belirlemek [f.] – düzenlemek [f.]
desirable
makbul [s.] – arzu edilen [s.] – çekici [s.]
desktop
masa üstü – masaüstü – masaüstü
destructive
yıkıcı [s.] – zararlı [s.] – tahripkar [s.]
detain
alıkoymak [f.] – gözaltına almak [f.] – durdurmak [f.]
detection
buluş [i.] – belirleme [i.] – ortaya çıkarma [i.]
detention
engellenme [i.] – gözaltına alma [i.] – gecikme [i.]
deteriorate
bozulmak (sağlık/durum vb) [f.] – fenalaşmak [f.] – kötüleşmek [f.]
devastate
harap etmek [f.] – perişan etmek [f.] – tahrip etmek [f.]
devil
iblis [i.] – şeytan [i.] – (avukat stajyeri vb gibi) zor/angarya dolu bir iş yapmak [f.]
devise
icat etmek [f.] – tertiplemek [f.] – akıl etmek [f.]
diagnose
teşhis etmek [f.] – tanı koymak [f.] – teşhis etmek [f.]
diagnosis
teşhis [i.] – tanı [i.] – belirtme [i.]
dictate
dikte etmek [f.] – zorla kabul ettirmek [f.] – etkilemek [f.]
dictator
diktatör [i.] – dikte eden kimse [i.] – yazdıran kimse [i.]
differentiate
farklılaştırmak [f.] – farklı olmak [f.] – ayrım yapmak [f.]
dignity
itibar [i.] – haysiyet [i.] – ağırbaşlılık [i.]
dilemma
açmaz [i.] – ikilem [i.] – çıkmaz [i.]
dimension
boyut [i.] – ölçülerini koymak [f.] – boyutlarını ayarlamak [f.]
diminish
azalmak [f.] – eksiltmek [f.] – hafifletmek [f.]
dip
(sıvı içine) batma [i.] – farları kısmak [f.] – batırmak [f.]
diplomat
diplomat [i.] – uluslararası ilişkiler uzmanı [i.] – ilişkilerinde ustalık gösteren kimse [i.]
diplomatic
diplomatik [s.] – usta [s.] – başkalarıyla ilişkide usta [s.]
directory
rehber [i.] – telefon rehberi [i.] – nizamname [i.]
disastrous
feci [s.] – talihsiz [s.] – felaket getiren [s.]
discard
ıskartaya çıkarmak [f.] – atmak (çıkarmak gibi) [f.] – ayırmak [f.]
discharge
taburcu etmek (hastayı) [f.] – tahliye etmek [f.] – tahliye [i.]
disclose
açığa vurmak [f.] – açığa vurmak [f.] – meydana çıkarmak [f.]
disclosure
ifşa [i.] – açma [i.] – ifşaat [i.]
discourse
söylem [i.] – söylev [i.] – bahsetmek [f.]
discretion
ketumiyet [i.] – takdir yetkisi [i.] – incelik [i.]
discrimination
fark gözetme [i.] – ayrım [i.] – ayrım (ırk cinsiyet vb) [i.]
dismissal
kovma [i.] – işten çıkarma [i.] – açığa çıkarmak [f.]
displace
yerinden çıkarmak [f.] – yerinden etmek [f.] – çıkarmak [f.]
disposal
imha etme [i.] – ortadan kaldırma [i.] – yok etme [i.]
dispose
atmak [f.] – anıklamak [f.] – düzenlemek [f.]
dispute
çekişmek [f.] – tartışmak [f.] – tartışma [i.]
disrupt
kesilmesine yol açmak (toplantının) [f.] – ayırmak [f.] – aksatmak [f.]
disruption
parçalanma [i.] – bozma [i.] – aksama [i.]
dissolve
eritmek [f.] – çözmek [f.] – son vermek [f.]
distinction
ayırım [i.] – temayüz [i.] – açıklık [i.]
distinctive
kendine özgü [s.] – farklı [s.] – karakteristik [s.]
distort
saptırmak [f.] – kırmak [f.] – yamultmak [f.]
distress
üzmek [f.] – sıkıntı [i.] – endişelendirmek [f.]
disturbing
izaç [i.] – rahatsız etme [i.] – taciz [i.]
divert
başka yöne çevirmek [f.] – eğlendirmek [f.] – dikkat dağıtmak [f.]
divine
ilahi [s.] – kutsal [s.] – kehanette bulunmak [f.]
doctrine
doktrin [i.] – ilke [i.] – prensip [i.]
documentation
dokümantasyon [i.] – belgeleme [i.] – belgelendirme [i.]
domain
ihtisas [i.] – bilgi alanı [i.] – etkinlik alanı [i.]
dominance
hakimiyet [i.] – egemenlik [i.] – tahakküm [i.]
donor
veren kimse [i.] – kan veren [i.] – bağışçı [i.]
dose
doz [i.] – belli ölçüde ilaç vermek [f.] – dozunu ayarlamak [f.]
drain
tahliye etmek [f.] – suyunu boşaltmak [f.] – suyunu çekmek [f.]
drift
şaşırmak [f.] – tıkanmak [f.] – birikmek [f.]
driving
sürme [i.] – sevk [i.] – sürücü [i.]
drown
suda boğulmak [f.] – bastırmak [f.] – boğmak [f.]
dual
ikili [s.] – çifte [s.] – çift yönlü [s.]
dub
düzeltmek [f.] – sözlendirmek [f.] – dublaj yapmak [f.]
dumb
halter [i.] – dili tutulmuş [s.] – suskun [s.]
duo
eş [i.] – çift [i.] – duo [i.]
dynamic
hareketli [s.] – dinamik [s.] – devimsel [s.]
eager
istekli [s.] – arzu [i.] – sabırsız [s.]
earnings
kazanç [i.] – maaş [i.] – gelir [i.]
ease
rahatlatmak [f.] – kolaylaştırmak [f.] – rahatlamak [f.]
echo
yankılanmak [f.] – yankı [i.] – akis [i.]
ecological
çevre [s.] – çevrebilimsel [s.] – ekolojik [s.]
educator
eğitimci [i.] – eğitmen [i.] – eğitbilimci [i.]
effectiveness
etkililik [i.] – etkenlik [i.] – geçerlilik [i.]
efficiency
liyakat [i.] – yeterlik [i.] – hızlı ve verimli çalışma [i.]
ego
benlik [i.] – ben [i.] – ben kavramı [i.]
elaborate
ayrıntıyla donatmak [f.] – özenle hazırlanmış [s.] – detaylandırmak [f.]
electoral
seçmenler ile ilgili [s.] – seçimle ilgili [s.] – seçime ait
elevate
aklı/ruhu geliştirmek [f.] – terfi ettirmek [f.] – yükseltmek [f.]
eligible
hak sahibi [i.] – seçkin [s.] – nitelikli [s.]
elite
elit [s.] – seçkin sınıf [i.] – elit tabaka [i.]
embark
gemiye bindirmek [f.] – gemiye binmek [f.] – girişmek [f.]
embarrassment
mahcubiyet [i.] – rahatsızlık [i.] – parasızlık [i.]
embassy
elçilik [i.] – sefaret [i.] – sefarethane [i.]
embed
gömmek [f.] – kafasına sokmak [f.] – oturtmak [f.]
embody
somutlaştırmak [f.] – cisimleştirmek [f.] – cisimleştirmek [f.]
emergence
belirme [i.] – sudur [i.] – doğma [i.]
empirical
ihtibari [s.] – deneysel [s.] – deneyime dayalı olarak [s.]
empower
izin vermek [f.] – yetki vermek [f.] – güçlendirmek [f.]
enact
sahnelemek [f.] – kanunlaştırmak [f.] – karar vermek [f.]
encompass
kuşatmak [f.] – sarmak [f.] – kapsamak [f.]
encouragement
teşvik [i.] – teşvik etme [i.] – yüreklendirme [i.]
encouraging
cesaretlendirici [s.] – suça yataklık etme [f.] – teşvik etme [i.]
endeavour
çabalamak [f.] – emek harcamak [f.] – çaba harcamak [f.]
endless
sonsuz [s.] – daimi [s.] – sonsuz [s.]
endorse
arkasına yazmak [f.] – uygun bulmak [f.] – ciro etmek [f.]
endorsement
ciro [i.] – onay [i.] – açıklama [i.]
endure
tahammül etmek [f.] – dayanmak [f.] – katlanmak [f.]
enforce
zorla yaptırmak [f.] – zorla kabul ettirmek [f.] – tatbik etmek [f.]
enforcement
uygulama [i.] – yürürlük [i.] – infaz [i.]