B2-2 Flashcards
Part 2
failure
yapmama [i.] – sekte [i.] – yapmayış [i.]
faith
güven [i.] – inanç [i.] – iman [i.]
fake
sahte [i.] – taklit [s.] – ayak yapmak [f.]
fame
nam [i.] – ün [i.] – şöhret [i.]
fantasy
fantezi [i.] – vehim [i.] – hayal gücü [i.]
fare
başından geçmek [f.] – geçinmek [f.] – yola çıkmak [f.]
fault
fay [i.] – hata [i.] – arıza [i.]
favour
iyilik etmek [f.] – kayırmak [f.] – iyilik [i.]
feather
kuş tüyü [i.] – tüy [i.] – zengin etmek [f.]
federal
federal [s.] – birleşik [s.] – birleşik devletlere ait [s.]
fee
harç [i.] – ücret [i.] – ücretini vermek [f.]
feed
beslemek [f.] – fed - fed [f.] – gıda almak [f.]
feedback
geri bildirim [i.] – geri beslemek [f.] – destek [i.]
feel
hissetmek [f.] – felt - felt [f.] – sezmek [f.]
fellow
herif [i.] – hemcins [i.] – bir bilim kurumunun üyesi [i.]
fever
ateş [i.] – ateşlenmek [f.] – telaş [i.]
figure
rakam [i.] – şekil [i.] – yer almak [f.]
file
eğe [i.] – dosya [i.] – kayda geçirmek [f.]
finance
finanse etmek [f.] – maliye [i.] – finans [i.]
finding
bulma [i.] – bulgu [i.] – keşfedilmiş şey [i.]
firefighter
itfaiyeci [i.] – –
firework
havai fişek [i.] – hava fişeği [i.] –
firm
firma [i.] – sıkı [s.] – sert [s.]
firmly
dümdüz [zf.] – kesin olarak [zf.] – sımsıkı [zf.]
fix
düzeltmek [f.] – onarmak [f.] – tamir etmek [f.]
flame
alev [i.] – alevlendirmek [f.] – öfkelenmek [f.]
flash
ışık tutmak [f.] – parlama [i.] – ışıltı [i.]
flavour
tat [i.] – lezzet [i.] – tat duyusu [i.]
flexible
bükülgen [s.] – esnek [s.] – elastiki [s.]
float
batmadan yüzmek [f.] – dalgalanmaya bırakmak (döviz kurunu) [f.] – kurmak (şirket) [f.]
fold
bükülmek [f.] – katlamak [f.] – kat [i.]
folding
kıvrım [i.] – paftalama [i.] – kırma [i.]
following
taraftarlar [i.] – takip etme [i.] – izleyen [s.]
fond
düşkün [s.] – iptila [i.] – merak [i.]
fool
kandırmak [f.] – salak [i.] – ahmak [i.]
forbid
yasaklamak [f.] – forbade - forbidden [f.] – olanak vermemek [f.]
forecast
tahmin etmek [f.] – tahmin [i.] – forecast - forecast [f.]
forgive
affetmek [f.] – bağışlamak [f.] – forgave - forgiven [f.]
format
format atmak [f.] – kitap düzenlemesi [i.] – sayfa düzeni [i.]
formation
oluşum [i.] – biçimlendirme [i.] – yapım [i.]
former
önceki [i.] – evvelki [s.] – biçimlendirici [i.]
formerly
vaktiyle [zf.] – evvel zaman [zf.] – eskiden [zf.]
fortunate
akgünlü [s.] – şanslı [s.] – kısmetli [s.]
fortune
talih [i.] – şans [i.] – kısmet [i.]
forum
toplantı [i.] – oturum [i.] – forum [i.]
forward
ileri [s.] – ileriye doğru [zf.] – yollamak [f.]
fossil
taşlaşmak [f.] – köhneleşmek [f.] – fosilleşmek [f.]
found
kurmak [f.] – tesis etmek [f.] – kalıba dökmek [f.]
foundation
dayanak [i.] – vakıf [i.] – kuruluş [i.]
founder
kurucu [i.] – bataklığa saplanmak [f.] – saplanıp kalmak [f.]
fraction
fraksiyon [i.] – kesir [i.] – bayağı kesir [i.]
fragment
fragman [i.] – parçalanmak [f.] – kırık parça [i.]
framework
kadro [i.] – karkas [i.] – çerçeve [i.]
fraud
sahtekarlık [i.] – dolandırıcılık [i.] – aldatma [i.]
free
bağımsız [s.] – beleş [s.] – muaf [s.]
freedom
bağımsızlık [i.] – özgürlük [i.] – irade [i.]
freely
serbestçe [zf.] – özgürce [zf.] – isteyerek [zf.]
frequency
sıklık [i.] – sık sık tekrarlanma [i.] – sık sık olma [i.]
frequent
sık [s.] – sık sık gitmek [f.] – ayağı alışmak [f.]
fuel
yakıt [i.] – yakıt sağlamak [f.] – yakmak [f.]
fulfil
yerine getirmek [f.] – tamamlamak [f.] – uygulamak [f.]
full-time
tamgün [i.] – tam gün [i.] – fultaym [i.]
fully
tamamıyla [zf.] – iyice [zf.] – iyiden iyiye [zf.]
function
işlev [i.] – fonksiyon [i.] – fonksiyonunu yerine getirmek [f.]
fund
kaynak [i.] – sermaye [i.] – fon [i.]
fundamental
esas [s.] – asli [s.] – esas [i.]
fundamentally
esasen [zf.] – aşırı tutucu olarak [zf.] – esasen [zf.]
funding
fonlama [i.] – kısa vadeli borçların uzun vadeli borca dönüştürülmesi – kaynak yaratma
furious
çok öfkeli [s.] – kuduruk [s.] – azgın [s.]
furthermore
üstelik [zf.] – ayriyetten [zf.] – buna ek olarak [zf.]
gain
kazanmak [f.] – elde etmek [f.] – edinmek [f.]
gaming
kumar [i.] – kumarbazlık [i.] – kumar oynama [i.]
gang
çete [i.] – işbirliği yapmak [f.] – harekete geçmek [f.]
gender
cins [i.] – isim cinsi [i.] – cinsiyet [i.]
gene
gen [i.] – gen – gen
generate
meydana getirmek [f.] – oluşturmak [f.] – üretmek [f.]
genetic
genetik yapı [i.] – soyaçekim [i.] – kalıtsal [s.]
genius
dahi [i.] – koruyucu melek [i.] – öke [i.]
genre
tür [i.] – üslup [i.] – çeşit [i.]
genuine
özgün [s.] – gerçek [s.] – hakiki [s.]
genuinely
gerçekten [zf.] – gerçek olarak [zf.] – canıgönülden [zf.]
gesture
el/kol/baş hareketi yapmak [f.] – jest yapmak [f.] – işaret etmek [f.]
gig
zıpkın ile balık yakalamak [f.] – sahneye çıkma [i.] – çalgı [i.]
globalization
globalleşme [i.] – küreselleşme [i.] – küreselleştirme
globe
küre [i.] – küre biçimine getirmek [f.] – yeryuvarlağı [i.]
golden
altın [i.] – altından [s.] – itidal [i.]
goodness
iyilik [i.] – ihsan [i.] – bir şeyin yararlı olan kısmı [i.]
gorgeous
muhteşem [s.] – debdebeli [s.] – görkemli [s.]
govern
kontrol etmek [f.] – kullanmak [f.] – frenlemek [f.]
governor
vali [i.] – banka müdürü [i.] – amir [i.]
grab
kapmak [f.] – yakalamak [f.] – kapma [i.]
grade
puanlamak [f.] – sınıf [i.] – rütbe [i.]
gradually
yavaş yavaş [zf.] – gitgide [zf.] – derece derece [zf.]
grand
büyük [s.] – azim [i.] – büyüklük [i.]
grant
bağışlamak [f.] – hibe etmek [f.] – hibe [i.]
graphic
grafik [s.] – grafik [i.] – çizge [i.]
graphics
grafik sanatlar [i.] – grafik sanatı [i.] – grafostatik
greatly
çok [zf.] – adamakıllı [zf.] – fazlasıyla [zf.]
greenhouse
sera [i.] – camekan [i.] – kış bahçesi [i.]
grocery
bakkaliye [i.] – market [i.] – bakkal dükkanı [i.]
guarantee
güvence [i.] – garanti [i.] – söz vermek [f.]
guideline
hakim [i.] – ana hatlar [i.] – prensip [i.]
habitat
bitkilerin doğal yetiştiği yer [i.] – ortam [i.] – hayvan [i.]
handle
idare etmek [f.] – işlemek [f.] – (meseleyi) ele almak [f.]
harbour
barındırmak [f.] – liman [i.] – sığınmak [f.]
harm
zarar [i.] – zeval vermek [f.] – kötülük yapmak [f.]
harmful
zararlı [s.] – ziyankar [s.] – dokuncalı [s.]
headquarters
merkez [i.] – genel merkez [i.] – kumanda merkezi [i.]
heal
şifa bulmak [f.] – iyileştirmek [f.] – defetmek [f.]
healthcare
sağlık hizmeti – –
hearing
duruşma [i.] – duyma [i.] – celse [i.]
heaven
cennet [i.] – gökyüzü [i.] – tanrı [i.]
heel
topuk [i.] – topuk pası vermek [f.] – topuğunu yere vurarak dansetmek [f.]
hell
cehennem [i.] – tamu [i.] – şaka [i.]
helmet
miğfer [i.] – tolga [i.] – çelik başlık [i.]
hence
buradan [zf.] – bunun sonucu olarak [zf.] – bundan [zf.]
herb
ot [i.] – nebat [i.] – yemeklere tat vermek için kullanılan bitki [i.]
hesitate
duraksamak [f.] – tereddüt etmek [f.] – ikirciklenmek [f.]
hidden
gizli [s.] – saklı [s.] – kapalı [s.]
high
yüksek [s.] – direnmek [f.] – öfkelenmek [f.]
highway
otoban [i.] – otoyol [i.] – ekspres yol [i.]
hilarious
gürültülü ve neşeli [s.] – şamatalı [s.] – eğlendirici [s.]
hip
kalça [i.] – içini sıkmak [f.] – kaba et [i.]
hire
kiralamak [f.] – (ücret vererek) tutmak [f.] – kira [i.]
historian
tarihçi [i.] – tarih bilimci [i.] – müverrih [i.]
hold
sahip olmak [f.] – zaptetmek [f.] – düzenlemek [f.]
hollow
oyuk [i.] – çukur [i.] – içi boş [s.]
holy
kutsal [s.] – kutsal yer [i.] – mukaddes [s.]
homeless
evsiz [s.] – evi barkı olmayan [s.] – yurtsuz [s.]
honesty
dürüstlük [i.] – namusluluk [i.] – doğruluk [i.]
honour
şereflendirmek [f.] – onurlandırmak [f.] – şeref [i.]
hook
kanca [i.] – çengel [i.] – tutmak [f.]
hopefully
ümitle [zf.] – umutla [zf.] – umarım [zf.]
host
ağırlamak [f.] – ev sahibi [i.] – ağırlamak [f.]
house
ev [i.] – konut [i.] – kendi evine almak [f.]
household
ev veya aileye ait [s.] – her gün kullanılan [i.] – mesken [i.]
housing
konut [i.] – barınak [i.] – belleme [i.]
humorous
güldürücü [s.] – gülünç [s.] – nükteli [s.]
humour
mizah [i.] – ayak uydurmak [f.] – eğlendirmek [f.]
hunger
açlık [i.] – hasret çekmek [f.] – özlemek [f.]
hunt
avlanmak [f.] – avlamak [f.] – av [i.]
hunting
avlama [i.] – avcılık [i.] – av [i.]
hurt
acımak [f.] – incitmek [f.] – yaralamak [f.]
hypothesis
hipotez [i.] – varsayım [i.] – kaziye [i.]
icon
ikona [i.] – dini resim [i.] – put [i.]
ideal
ülkü [i.] – ideal [s.] – mefkure [i.]
identical
özdeş [s.] – aynı [s.] – tıpkı [s.]
illusion
kuruntu [i.] – yalan [i.] – hayal [i.]
illustrate
örneklerle açıklamak [f.] – örneklemek [f.] – resimlendirmek [f.]
illustration
örnekleme [i.] – açıklama [i.] – illüstrasyon [i.]
imagination
hayal gücü [i.] – hayal [i.] – hayal [i.]
immigration
göç [i.] – göç etme [i.] – göçmenlik [i.]
immune
bağışık [s.] – bağışık kimse [i.] – ayrıcalıklı [s.]
impatient
sabırsız [s.] – titiz [s.] – hoşgörüsüz [s.]
implement
yerine getirmek (plan vb’ni) [f.] – uygulamak [f.] – alet-edevat [i.]
implication
(bir kimseyi olumsuz bir şeye) karıştırma/bulaştırma [i.] – saklı olan anlam [i.] – ima [i.]
imply
ima etmek [f.] – kastetmek [f.] – göstermek (dolaylı olarak) [f.]
impose
(yasa vb) uygulamaya koymak [f.] – yük olmak [f.] – dayatmak [f.]
impress
iz bırakmak [f.] – hayran bırakmak [f.] – etkilemek [f.]
impressed
etkilenmiş [s.] – uygulanmış – etkilendirilmiş
incentive
teşvik [i.] – neden [i.] – isteklendirme [i.]
inch
yavaş yavaş hareket etmek [f.] – yavaş yavaş hareket ettirmek [f.] – az miktar [i.]
incident
hadise [i.] – olay [i.] – yük [i.]
income
gelir [i.] – kazanç [i.] – varidat [i.]
incorporate
firma kurmak [f.] – içermek [f.] – anonim şirket haline getirmek [f.]
incorrect
yanlış [s.] – doğru olmayan [s.] – uygunsuz [s.]
increasingly
gitgide artarak [zf.] – gitgide [zf.] – gittikçe artarak [zf.]
independence
özgürlük [i.] – bağımsızlık [i.] – serbestlik [i.]
index
indekslemek [f.] – indeks [i.] – dizin [i.]
indication
belirti [i.] – anlatma [i.] – ölçüm [i.]
industrial
endüstri [s.] – endüstriyel [s.] – sanayici [s.]
inevitable
kaçınılmaz [s.] – malum [s.] – çaresiz [s.]
infection
enfeksiyon [i.] – sirayet [i.] – iltihap [i.]
infer
anlam çıkarmak [f.] – anlamak [f.] – anlamına gelmek [f.]
inflation
enflasyon [i.] – abartı [i.] – şişkinlik [i.]
info
haber [i.] – bilgi – bilgi
inform
bilgilendirmek [f.] – haber vermek [f.] – bilgi vermek [f.]
infrastructure
altyapı [i.] – sosyal sabit sermaye [i.] – altyapı tesisleri [i.]
inhabitant
ikamet eden [i.] – oturan kimse [i.] – oturan [i.]
inherit
miras olarak almak [f.] – miras almak [f.] – kalıtımla kazanmak [f.]
initial
ilk harf [i.] – baş harf [i.] – baştaki [s.]
initially
başlangıçta [zf.] – ilkin [zf.] – baştan [zf.]
initiative
girişkenlik [i.] – girişim [i.] – önayak olma [i.]
ink
mürekkeplemek [f.] – (bir sözleşmeyi vb) imzalamak [f.] – mürekkebini doldurmak [f.]
inner
iç [s.] – içerideki [s.] – nişan tahtasında ortanın bir üstü [i.]
innovation
yenilik [i.] – yeni metod [i.] – bidat [i.]
innovative
yaratıcı [s.] – yenilikçi [s.] – yeniliklere açık [s.]
input
giriş [i.] – girdi [i.] – input/inputted - input/inputted [f.]
insert
arasına sokmak [f.] – sokmak [f.] – atmak [f.]
insight
içyüzünü anlama [i.] – anlayış [i.] – içgörü [i.]
insist
ısrar etmek [f.] – iddia etmek [f.] – asılmak [f.]
inspector
müfettiş [i.] – denetmen [i.] – denetleyici [i.]
inspire
ilham vermek [f.] – yaymak [f.] – canlandırmak [f.]
install
kurmak [f.] – düzenlemek [f.] – takmak (bir aygıtı) [f.]
installation
montaj [i.] – kurma [i.] – takma (bir aygıtı) [i.]
instance
misal [i.] – örnek [i.] – dava [i.]
instant
anlık [s.] – esna [i.] – dakika [i.]
instantly
hemen [zf.] – aniden [zf.] – anında [zf.]
institute
enstitü [i.] – kurmak [f.] – tayin etmek [f.]
institution
enstitü [i.] – kuruluş [i.] – kurum [i.]
insurance
sigorta [i.] – sigorta [i.] – sigorta primi [i.]
integrate
entegre etmek [f.] – integralini almak [f.] – kaynaştırmak [f.]
intellectual
düşünsel [s.] – entelektüel [s.] – fikir adamı [i.]
intended
planlanan [s.] – istenilen [s.] – yönelik [s.]
intense
yoğun [s.] – gergin [s.] – istekli [s.]
interact
etkileşmek [f.] – birbirini etkilemek [f.] – reaksiyon göstermek [f.]
interaction
etkileşim [i.] – birbirini etkileme [i.] – karşılıklı etkilenme [i.]
internal
dahili [s.] – iç [s.] – yaradılış [i.]
interpret
yorumlamak [f.] – tercümanlık yapmak [f.] – yormak [f.]
interpretation
yorum [i.] – açıklama [i.] – tercüme [i.]
interrupt
sekte vurmak [f.] – söze karışmak [f.] – kesmek [f.]
interval
ara [i.] – zaman [i.] – müddet [i.]
invade
istila etmek [f.] – ele geçirmek [f.] – içini kaplamak [f.]
invasion
istila [i.] – ihlal [i.] –
investigation
soruşturma [i.] – araştırma [i.] – teftiş [i.]
investment
yatırım [i.] – kuşatma [i.] – muhasara [i.]
investor
sermayeci [i.] – sermayedar [i.] – yatırımcı [i.]
isolate
soyutlamak [f.] – tecrit etmek [f.] – arıtmak [f.]
isolated
izole [s.] – ayırılan [s.] – yalıtılmış [s.]
issue
(dergi/gazete) nüsha [i.] – konu [i.] – mesele [i.]
jail
hapishane [i.] – hapis [i.] – cezaevi [i.]
jet
jet uçağı ile uçmak [f.] – jetle yolculuk yapmak [f.] – fışkırtmak [f.]
joint
eklem [i.] – ek yeri [i.] – birleşme yeri [i.]
journalism
gazetecilik [i.] – basın [i.] – habercilik [i.]
joy
keyif [i.] – neşe [i.] – sevinç [i.]
judgement
yargı [i.] – muhakeme [i.] – kanı [i.]
junior
iki kişiden küçük olanı [i.] – mevki veya kıdemce küçük olan kimse [i.] – yaşça küçük kimse [i.]
jury
jüri [i.] – seçiciler kurulu [i.] – yargıcılar kurulu [i.]
justice
adalet [i.] – türe [i.] – dürüstlük [i.]
justify
savunmak [f.] – suçsuzluğunu kanıtlamak [f.] – hak vermek [f.]
kit
pılı pırtı [i.] – donanım [i.] – alet çantası [i.]
labour
uğraşmak [f.] – çalışmak [f.] – işgücü [i.]
ladder
merdiven [i.] – kaçmak [f.] – kaçırmak [f.]
landing
inme [i.] – karaya çıkarma [i.] – karaya çıkma [i.]
landscape
manzara [i.] – peyzaj [i.] – bahçe düzenlemek [f.]
lane
(yol) şerit [i.] – patika [i.] – keçi yolu [i.]
largely
büyük bir ölçüde [zf.] – büyük ölçüde [zf.] – avuç avuç [zf.]
lately
son zamanlarda [zf.] – geçenlerde [zf.] – son günlerde [zf.]
latest
son [s.] – en son [s.] – yeni [s.]
launch
başlatmak (yeni işi) [f.] – piyasaya sürmek [f.] – fırlatmak [f.]
leadership
önderlik [i.] – liderlik [i.] – başkanlık [i.]
leaflet
broşür [i.] – ufak yaprak [i.] – bildiri [i.]
league
lig [i.] – birleştirmek [f.] – küme [i.]
lean
dayanmak [f.] – eğilmek [f.] – yaslanmak [f.]
leave
bırakmak [f.] – ayrılmak [f.] – terk etmek [f.]
legend
efsane [i.] – masal [i.] – yazıt [i.]
lens
mercek [i.] – objektif [i.] – gözlük camı [i.]
level
seviye [i.] – düzey [i.] – kademe [i.]
licence
lisans [i.] – izin vermek [f.] – lisans vermek [f.]
lifetime
ömür [i.] – ömür boyu [i.] – yaşam [i.]
lighting
yakma [i.] – tenvirat [i.] – ışıklandırma [i.]
likewise
aynı biçimde [zf.] – aynı şekilde [zf.] – keza [bağ.]
limitation
kısıtlama [i.] – sınırlama [i.] – limit [i.]
limited
kısıtlı [s.] – sınırlı [s.] – belirlenmiş [s.]
line
astarlamak [f.] – satır [i.] – hat [i.]
literally
kelime kelime [i.] – gerçekten [zf.] – motamot [zf.]
literary
edebi [s.] – yazınsal [s.] –
litre
litre [i.] – litre –
litter
hayvanları yatırmak için serilen saman veya kuru ot [f.] – karıştırmak [f.] – ahırda hayvanın altına yataklık ot sermek [f.]
lively
canlı [s.] – heyecanlandırıcı [s.] – civelek [s.]
load
yüklemek [f.] – yük [i.] – yük olmak [f.]
loan
ödünç para [i.] – kredi [i.] – borç [i.]
logical
mantıklı (kimse) [s.] – makul [s.] – mantığa uygun [s.]
logo
logo [i.] – işaret [i.] – sudan ve kongo’da yaşayan etnik bir grup
long-term
uzun vadeli [s.] – uzun dönem – uzun vadeli
loose
oynak [s.] – gevşek [s.] – bol [s.]
lord
lord payesi vermek [f.] – lord ünvanı vermek [f.] – sahip [i.]
lottery
piyango [i.] – tesadüf [i.] – kur’a [i.]
low
alçak [i.] – alçak [s.] – az [s.]
lower
düşürmek [f.] – alçaltmak [f.] – indirmek [f.]
loyal
vefalı [s.] – sadık [s.] – vefakar [s.]
lung
akciğer [i.] – ciğer [i.] – akciğer
lyric
gazel [i.] – lirik şiir [i.] – lirik [s.]
magnificent
fevkalade [s.] – muhteşem [s.] – görkemli [s.]
maintain
sürdürmek [f.] – bakım yapmak [f.] – bakmak [f.]
majority
çoğunluk [i.] – erginlik [i.] – rüşt [i.]
make
yapmak [f.] – made - made [f.] – katetmek [f.]
make-up
yapım [i.] – kişilik [i.] – süs [i.]
making
yapma [i.] – etme [i.] – yapım [i.]
manufacture
imal etmek [f.] – üretim [i.] – uydurmak [f.]
manufacturing
imalat [i.] – üretme [i.] – üretim [i.]
map
harita [i.] – planlamak [f.] – saptamak [f.]
marathon
maraton [i.] – wisconsin eyaletinde yerleşim yeri – florida eyaletinde şehir
margin
marj [i.] – kenar boşluğu [i.] – kenara yazmak [f.]
marker
işaret [i.] – markacı [i.] – keçeli kalem [i.]
martial
savaşa özgü [s.] – savaşa ait [s.] – harbe ait [s.]
mass
yığmak [f.] – kümelemek [f.] – kitle [i.]
massive
cüsseli [s.] – iri [s.] – çok büyük [s.]
master
efendi [i.] – usta [i.] – üstesinden gelmek [f.]
matching
karşılaştırma [i.] – eşleme [i.] – eşleştirme [i.]
mate
mat [i.] – ahbap [i.] – eş olmak [f.]
material
materyal [i.] – madde [i.] – malzeme [i.]
maximum
maksimum [s.] – azami [s.] – maksimum [i.]
mayor
belediye başkanı [i.] – belediye reisi [i.] – belediye başkanı
means
araç [i.] – vasıta [i.] – vesile [i.]
measurement
ölçüm [i.] – ölçü [i.] – mesaha [i.]
mechanic
tamirci [i.] – motor tamircisi [i.] – makinist [i.]
mechanical
makineye ait [s.] – makineli [s.] – mekanik [s.]
mechanism
yöntem [i.] – teknik [i.] – düzenek [i.]
medal
nişan [i.] – madalya [i.] –
medication
ilaç [i.] – ilaç tedavisi [i.] – ilaçla tedavi
medium
orta [i.] – çevre [i.] – çare [i.]
melt
eritmek [f.] – erimek [f.] – ergitmek [f.]
membership
üyelik [i.] – üyeler [i.] – azalık [i.]
memorable
hatırlanmaya değer [s.] – hatırlanmaya/anmaya değer [s.] – unutulmaz [s.]
metaphor
metafor [i.] – mecaz [i.] – iğretileme [i.]
military
askeri [s.] – ordu [i.] – militer [s.]
miner
madenci [i.] – lağımcı [i.] – mayıncı [i.]
mineral
maden [i.] – madensel [s.] – maden filizi [i.]
minimum
asgari [s.] – minimum değer [i.] – en düşük derece [i.]
minister
bakan [i.] – bakmak [f.] – vaizlik yapmak [f.]
minor
rüştünü ispat etmemiş kimse [i.] – reşit olmayan kimse [i.] – ergin olmayan kimse [i.]
minority
azınlık [i.] – azlık [i.] – reşit olmama [i.]
miserable
acınası [s.] – bedbaht [s.] – sefil [s.]
mission
vazife [i.] – misyon [i.] – görev [i.]
mistake
yanılgı [i.] – hata [i.] – yanlış [i.]
mixed
karma [s.] – karışık [s.] – katkılı [s.]
mode
kip [i.] – usul [i.] – tavır [i.]
model
model [i.] – manken [i.] – modellik etmek [f.]
modest
mütevazı [s.] – alçakgönüllü [s.] – gösterişsiz [s.]
modify
tamlamak [f.] – değişmek [f.] – değişiklik yapmak [f.]
monitor
izlemek [f.] – gözlemek [f.] – takip etmek [f.]
monster
gaddar adam [i.] – canavar [i.] – ucube [i.]
monthly
aylık [s.] – aylık dergi [i.] – ayda bir olan [s.]
monument
abide [i.] – anıt [i.] – anıt [i.]
moral
ahlaki [s.] – manevi [s.] – prensip sahibi [i.]
moreover
dahası [zf.] – hem de [zf.] – dahası [zf.]
mortgage
ipotek [i.] – rehine koymak [f.] – ipotek etmek [f.]
mosque
mescit [i.] – cami [i.] –
motion
devinim [i.] – önerge [i.] – hareket [i.]
motivate
motive etmek [f.] – hareket ettirmek [f.] – isteklendirmek [f.]
motivation
motivasyon [i.] – güdülenme [i.] – güdülenim [i.]
motor
motor [i.] – otomobille gitmek [f.] – otomobille götürmek [f.]
mount
binmek [f.] – binmek (at/bisiklet vb) [f.] – çıkmak [f.]
moving
hareketli [s.] – duygulandırma [i.] – hareket etme [i.]
multiple
multipl [s.] – birçok [s.] – katmerli [s.]
multiply
yayılmak [f.] – artmak [f.] – türemek [f.]
mysterious
esrarengiz [s.] – gizemli [s.] – anlaşılmaz [s.]
myth
efsane [i.] – masal [i.] – söylen [i.]
naked
çıplak [s.] – açık [s.] – çaresiz [s.]
narrow
dar [s.] – ensizleşmek [f.] – kısmak [f.]
nasty
pis [s.] – edepsiz [s.] – fena kokulu [s.]
national
ulusal [s.] – milli [s.] – yurttaş [s.]
navigation
navigasyon [i.] – seyrüsefer [i.] – gemi yolculuğu [i.]
nearby
yakında [zf.] – yakındaki [s.] – yakın [s.]
neat
düzenli [s.] – tertipli [s.] – sek [s.]
necessity
gereklilik [i.] – gereksinim [i.] – zorunluluk [i.]
negative
negatif [s.] – olumsuz [s.] – etkisiz hale getirmek [f.]
negotiate
görüşmek [f.] – müzakerede bulunmak [f.] – başarmak [f.]
negotiation
müzakere [i.] – paraya çevirme [i.] – uzlaşma [i.]
nerve
sinir [i.] – cesaret vermek [f.] – cesaretlendirmek [f.]
neutral
tarafsız [s.] – yansız [s.] – nötr [s.]
nevertheless
yine de [zf.] – gene [zf.] – bununla beraber [zf.]
newly
yeni [zf.] – yeni olarak [zf.] – yakın zamanlarda [zf.]
nightmare
kabus [i.] – karabasan [i.] – korkulu rüya [i.]
norm
kaide [i.] – standart [i.] – düstur [i.]
notebook
defter [i.] – not defteri [i.] – not defteri [i.]
notion
düşünce [i.] – kavram [i.] – heves [i.]
novelist
romancı [i.] – roman yazarı [i.] – yazar [i.]
nowadays
bu günlerde [zf.] – şimdiki zaman [i.] – bu sıralar [i.]
numerous
sayısız [s.] – birçok [s.] – pek çok [s.]
nursing
bakma [i.] – doğum [i.] – emzirme [i.]
nutrition
beslenme [i.] – besleme [i.] – besin [i.]
obesity
şişmanlık [i.] – aşırı şişmanlık [i.] – obezite
obey
itaat etmek [f.] – tanımak [f.] – sadakat göstermek [f.]
object
itiraz etmek [f.] – razı olmamak [f.] – karşı çıkmak [f.]
objective
hedef [i.] – amaç [i.] – nesnel [s.]
obligation
yükümlülük [i.] – mecburiyet [i.] – zorunluluk [i.]
observation
gözetleme [i.] – gözlem [i.] – rasat [i.]
observe
gözlemlemek [f.] – gözlem yapmak [f.] – gözetlemek [f.]
observer
gözlemci [i.] – gözcü [i.] – izlemci [i.]
obstacle
mani [i.] – engel [i.] – tebelleş [i.]
obtain
edinmek [f.] – elde etmek [f.] – almak [f.]
occasionally
ara sıra [zf.] – arada sırada [zf.] – sık görülmeyen [zf.]
occupation
uğraş [i.] – işgal [i.] – meslek [i.]
occupy
işgal etmek [f.] – meşgul etmek [f.] – yatmak (yatakta) [f.]
offence
darılmak [f.] – incitme [i.] – saldırı [i.]
offend
rencide etmek [f.] – suç işlemek [f.] – küstürmek [f.]
offender
fail [i.] – kabahatli [i.] – suçlu [i.]
offensive
saldıran [s.] – saldırgan [s.] – saldırı [s.]
official
memur [i.] – resmi [s.] – yetkili [i.]
ongoing
süregiden [s.] – sürmekte olan [s.] – süregitmekte olan [s.]
opening
açma [i.] – açılış [i.] – ağız [i.]
openly
açıkça [zf.] – resmen [zf.] – açık [zf.]
opera
opera [i.] – opera – opera
operate
ameliyat etmek [f.] – çalıştırmak [f.] – işletmek [f.]
operator
çalıştıran kişi [i.] – operatör [i.] – spekülatör [i.]
opponent
rakip [i.] – muhalif [i.] – karşıt [s.]
oppose
karşı koymak [f.] – karşılaştırmak [f.] – karşısına koymak [f.]
opposed
karşıt [s.] – aleyhtar [s.] – zıt [s.]
opposition
aykırılık [i.] – muhalefet [i.] – karşı koyma [i.]
optimistic
iyimser [s.] – optimist [s.] – optimistik [s.]
orchestra
orkestra [i.] – saz takımı [i.] – çalgı takımı [i.]
organ
organ [i.] – erganun [i.] – yayın organı [i.]
organic
bedensel [s.] – canlı [s.] – doğuştan [s.]
origin
menşe [i.] – köken [i.] – bir şeyin dayandığı temel [i.]
otherwise
aksi halde [zf.] – aksi takdirde [zf.] – aksi durum [i.]
outcome
netice [i.] – sonuç [i.] – sonuç ürün [i.]
outer
dış [s.] – harici [s.] – dış [s.]
outfit
donatmak [f.] – teçhiz etmek [f.] – donatı [i.]
outline
taslağını çizmek [f.] – anahatlarıyla çizmek [f.] – özetlemek [f.]
output
output/outputted - output/outputted [f.] – faaliyet [i.] – ürün [i.]
outstanding
üstün [s.] – göze çarpan [s.] – seçkin [s.]
overall
bir uçtan bir uca [s.] – etraflı [s.] – tüm [s.]
overcome
üstesinden gelmek [f.] – aşmak [f.] – alt etmek [f.]
overnight
gecelemek [f.] – bir gece için olan [s.] – bir gecelik [s.]
overseas
denizlerin ötesinde bulunan ülke vb [i.] – ülke dışı [i.] – yurtdışı [s.]
owe
borçlu olmak [f.] – minnettar olmak [f.] – borç bilmek [f.]
ownership
mülkiyet [i.] – sahiplik [i.] – (arazi/bina için) mülkiyet [i.]
oxygen
oksitlenme [i.] – oksijen [i.] – oksijen
pace
adımlamak [f.] – tempo [i.] – yürüyüş [i.]
package
paketlemek [f.] – paket [i.] – koli [i.]
packet
paket [i.] – paketlemek [f.] – sorun [i.]
palm
palmiye [i.] – avuç içi [i.] – avuç [i.]
panel
pano [i.] – panellerle süslemek [f.] – lambri ile kaplamak [f.]
panic
panik yapmak [f.] – panik [i.] – paniğe kapılmak [f.]
parade
geçit töreni [i.] – ilan etmek [f.] – gösteri yapmak [f.]
parallel
aynı doğrultuda olan [s.] – paralel [s.] – benzetmek [f.]
parliament
meclis [i.] – parlamento [i.] – parlamento
part-time
yarımgün [s.] – parttaym [s.] – yarı zamanlı [s.]
participant
katılımcı [i.] – paylaşan [i.] – iştirakçı [i.]
participation
katılım [i.] – iştirak [i.] – katılımcılık [i.]
partly
kısmen [zf.] – bir ölçüde [zf.] – tam olmayan [zf.]
partnership
ortaklık [i.] – mukarada [i.] – mudaraba [i.]
passage
pasaj [i.] – geçit [i.] – geçiş [i.]
passionate
tutkulu [s.] – hırslı [s.] – şiddetli [s.]
password
şifre [i.] – parola [i.] – şiar [i.]
patience
sabır [i.] – sabır [i.] – hasta [i.]
patient
hasta [i.] – sabırlı [s.] – mütehammil [i.]
pause
duraklamak [f.] – ara vermek [f.] – durma [i.]
peer
eş [i.] – akran [i.] – çıkmak [f.]
penalty
ceza [i.] – cereme [i.] – para cezası [i.]
pension
emekli maaşı [i.] – emeklilik [i.] – emekli aylığı vermek [f.]
perceive
algılamak [f.] – idrak etmek [f.] – farkına varmak [f.]
perception
algı [i.] – algılanma [i.] – feraset [i.]
permanent
daimi [s.] – kalıcı [s.] – perma [i.]
permanently
kalıcı bir şekilde [zf.] – temelli olarak [zf.] – devamlı olarak [zf.]
permit
izin vermek [f.] – ruhsat [i.] – izin [i.]
perspective
bakış açısı [i.] – perspektif [i.] – derinlemesine inceleme yeteneği [i.]
phase
aşama [i.] – safha [i.] – evre [i.]
phenomenon
algılanabilen şey [i.] – olağanüstülük [i.] – olgu [i.]
philosophy
felsefe [i.] – dünya görüşü [i.] – sakinlik [i.]
pick
seçmek [f.] – pena [i.] – gitar penası [i.]
picture
resim [i.] – yansıtmak [f.] – resmetmek [f.]
pile
yığın [i.] – tepeleme doldurmak [f.] – istif etmek [f.]
pill
sıkıcı tip [i.] – hap [i.] – hap/ilaç vermek [f.]
pitch
yalpalamak [f.] – taş döşemek (yol) [f.] – kur yapmak [f.]
pity
acımak [f.] – merhamet etmek [f.] – şefkat [i.]
placement
atama [i.] – para yatırma [i.] – sipariş verme [i.]
plain
ova [i.] – süssüz [s.] – yalın [s.]
plot
komplo kurmak [f.] – hikayenin konusu [i.] – komplo [i.]
plus
artı [s.] – fazlalık [i.] – fazla [i.]
pointed
sivri [s.] – sivri uçlu [s.] – keskin [s.]
popularity
rağbet [i.] – popülerlik [i.] – popüler olma [i.]
portion
ayırmak [f.] – bölüştürmek [f.] – bir tabak yemek [f.]
pose
(tehlike/tehdit) teşkil etmek [f.] – poz [i.] – frikik vermek [f.]
position
mevki [i.] – pozisyon [i.] – konum [i.]
positive
pozitif [s.] – artı [s.] – olumlu [s.]
possess
sahip olmak [f.] – elinde bulundurmak [f.] – tutmak [f.]
potential
potansiyel [s.] – olası [s.] – güç [i.]
potentially
imkan dahilinde [zf.] – potansiyel olarak [zf.] – olanak dahilinde
power
yetki [i.] – güç [i.] – kuvvet [i.]
praise
methetmek [f.] – övmek [f.] – övgü [i.]
precede
önce olmak [f.] – üstün olmak [f.] – önünde gitmek [f.]
precious
değerli [s.] – kıymetli [s.] – pahalı [s.]
precise
kesin [s.] – kesinlik [i.] – titizlikle yapılmış (iş) [s.]
precisely
açık olarak [zf.] – tam [zf.] – belli [zf.]
predictable
önceden kestirilebilir [s.] – tahmin edilebilir [s.] – öngörülebilir [s.]
preference
tercih [i.] – rüçhan hakkı [i.] – tercih edilen şey [i.]
pregnant
gebe [s.] – hamile [s.] – bebek beklemek [f.]
preparation
hazırlık [i.] – hazırlanan ilaç [i.] – hazırlanış [i.]
presence
mevcudiyet [i.] – buradalık [i.] – oluş [i.]
preserve
muhafaza etmek [f.] – korumak [f.] – zarardan korumak [f.]
price
bedel [i.] – fiyat [i.] – ücret [i.]
pride
gurur [i.] – gurur duymak [f.] – tüylerini kabartmak (kuş) [f.]
primarily
öncelikle [zf.] – ilk olarak [zf.] – başlıca [zf.]
prime
astar vurmak [f.] – kurmak [f.] – nasıl cevap vermesi gerektiğini önceden söylemek (birine) [f.]
principal
okul müdürü [i.] – başlıca [s.] – asıl [s.]
principle
prensip [i.] – ilke [i.] – ahlak [i.]
yazdırmak [f.] – basmak [f.] – baskı [i.]
prior
önceden [s.] – daha önce olan [s.] – daha erken olan [s.]
priority
öncelik [i.] – rüçhan [i.] – kıdemlilik [i.]
privacy
mahremiyet [i.] – gizlilik [i.] – yalnızlık [i.]
probability
olasılık [i.] – ihtimal [i.] – olasılık [i.]
probable
olası [s.] – muhtemel [s.] – olasılı [s.]
procedure
prosedür [i.] – yöntem [i.] – ameliye [i.]
proceed
ilerlemek [f.] – devam etmek [f.] – çıkmak [f.]
process
işlemek [f.] – işlem [i.] – süreç [i.]
produce
üretmek [f.] – imal etmek [f.] – çıkarmak [f.]
professional
profesyonel [s.] – mesleki [s.] – fikir işçisi [i.]
programming
programlama [i.] – programlama – izlenceleme
progress
gelişmek [f.] – gelişim göstermek [f.] – ilerlemek [f.]
progressive
ileri düşünceli kimse [i.] – ilerici [s.] – müterakki [s.]
prohibit
önlemek [f.] – önüne geçmek [f.] – önlemek [f.]
project
proje [i.] – iz düşürmek [f.] – planını çizmek [f.]
promising
geleceği parlak [i.] – söz verme [i.] – gelecek vaat eden [s.]
promotion
promosyon [i.] – tanıtım [i.] – terfi [i.]
prompt
çabuk [s.] – hızlı (cevap) [s.] – unuttuğu sözleri sufle etmek [f.]
proof
kanıt [i.] – ispat [i.] – dayanıklı hale getirmek [f.]
proportion
orantı [i.] – oran [i.] – ayarlamak [f.]