Lektion 8 Flashcards
(Sporcu yarışma için her gün antrenman yapar.)
Tabu:
Person, Fitness, Athlet
Der Sportler trainiert jeden Tag für den Wettkampf.
Der Sportler = sporcu
(Eğer yağmur yağarsa, evde kalırız.)
Tabu:
Bedingung, Möglichkeit, Wenn
Falls es regnet, bleiben wir zu Hause.
Falls=Eğer, -se/-sa
Gramer Açıklaması: Falls genellikle bir şart belirtir ve yan cümlede kullanılır. Örneğin: “Falls du Zeit hast, ruf mich an.” (Eğer vaktin olursa, beni ara.)
(Dün uzun bir sohbet ettik.)
Tabu:
Kommunikation, Schreiben, Online
Der Chat= Sohbet
Wir hatten gestern einen langen Chat.
(Ülkeler arasındaki sınır kapalı.)
Tabu:
Land, Linie, Trennung
Die Grenze: Sınır
Die Grenze zwischen den Ländern ist geschlossen
(Muhtemelen yarın senin partine gelirim.)
Tabu:
Vielleicht, Unsicher, Möglichkeit
Eventuell= Muhtemelen, belki
Eventuell komme ich morgen zu deiner Party.
(Her eylemin bir sonucu vardır.)
Tabu:
Folge, Ergebnis, Auswirkung
Die Konsequenz: Sonuç
Jede Handlung hat ihre Konsequenzen.
(İlaç hızlı etki ediyor.)
Tabu:
Effekt, Funktionieren, Wirkung zeigen
Wirken: Etki etmek, yada gorunmek
Das Medikament wirkt schnell.
du wirkst erschöpft.
(Onun davetini kabul ettim.)
Tabu:
Versprechen, Bestätigung, Einverständnis
Zusagen (n): Kabul, onay
Ich habe seine Einladung zugesagt.
(Sonra kafede buluşuruz.)
Tabu:
Später, Danach, Zeitangabe
Nachher: Daha sonra
Wir treffen uns nachher im Café.
(Yerleri değiştirebiliriz.)
Tabu:
Wechseln, Austausch, Geben und Nehmen
Tauschen: Değiş tokuş yapmak
Wir können die Plätze tauschen.
(Yarınki toplantı çok önemli.)
Tabu:
Morgen, Nächster Tag, Zukunft
Morgig-: Yarına ait
Das morgige Meeting ist sehr wichtig.
(Neden bu kadar geç geldin?)
Tabu:
Frage, Grund, Weshalb
Warum: Neden
Warum bist du so spät gekommen?
(Ne kadar çok çalışırsam, o kadar iyi anlıyorum.)
Tabu:
Vergleich, Zusammenhang, Abhängigkeit
Je… desto…: Ne kadar… o kadar…
Je mehr ich lerne, desto besser verstehe ich es.
Gramer Açıklaması: Je ve desto karşılaştırmalı yapılar oluşturur. Örneğin: “Je schneller wir fahren, desto früher kommen wir an.” (Ne kadar hızlı gidersek, o kadar erken varırız.)
(Anne babalar çocukları üzerinde büyük etkiye sahiptir.)
Tabu:
Macht, Beeinflussen, Wirkung
Der Einfluss: Etki
Die Eltern haben großen Einfluss auf ihre Kinder.
(Buradaki iklim çok sıcak.)
Tabu:
Wetter, Temperatur, Umwelt
Das Klima: İklim Das Klima hier ist sehr warm.
(Başarılı bir doktorluk kariyeri yaptı.)
Tabu:
Beruf, Arbeit, Erfolg
Die Karriere: Kariyer:
Er hat eine erfolgreiche Karriere als Arzt gemacht.
(Yeni bir araştırma meditasyonun faydalarını gösteriyor.)
Tabu:
Forschung, Wissenschaft, Untersuchung
Die Studie: Araştırma
: Eine neue Studie zeigt die Vorteile von Meditation.
(Dostluğumuz okul yıllarından beri sürüyor.)
Tabu:
Beziehung, Vertrauen, Freunde
Die Freundschaft: Dostluk
Örnek: Unsere Freundschaft dauert schon seit der Schulzeit.
(Hava durumu servisi fırtına için uyardı.)
Tabu:
Achtung, Gefahr, Hinweis
Warnen: Uyarmak vor…
Örnek: Der Wetterdienst hat vor einem Sturm gewarnt.
(Odada atmosfer çok gergindi.)
Tabu:
Stimmung, Luft, Umgebung
Die Atmosphäre: Atmosfer, ortam
Örnek: Die Atmosphäre im Raum war sehr angespannt.
(Meslektaşlar arasındaki iş birliği mükemmeldi.)
Tabu:
Teamarbeit, Kooperieren, Gemeinsam
Die Zusammenarbeit: İş birliği
Die Zusammenarbeit zwischen den Kollegen war ausgezeichnet.
(Reklamlar genellikle satın alma kararlarımızı etkiler.)
Tabu:
Einfluss haben, Effekt, Verändern
Beeinflussen: Etkilemek
Die Werbung beeinflusst oft unsere Kaufentscheidungen.
(Erken yatmak mantıklı olurdu.)
Tabu:
Logisch, Klug, Nützlich
Sinnvoll: Mantıklı, anlamlı
Es wäre sinnvoll, früh ins Bett zu gehen.
(Bilgi sahibi olursam sana haber veririm.)
Tabu:
Informiert sein, Wissen, Kenntnis
Bescheid wissen: über …Bilgi sahibi olmak Ich lasse dich wissen, wenn ich Bescheid weiß.
Tamir aylarca sürdü.
Tabu:
Lange Zeit, Viele Monate, Dauerhaft
Monatslang: Aylarca süren
Die Reparatur dauerte monatslang.
(Şair yeni şiirini okudu.)
Tabu:
Lyrik, Reimen, Vers
Das Gedicht: Şiir Der Dichter las sein neues Gedicht vor.
(Köpeğim bana hep sadık kaldı.)
Tabu:
Loyal, Vertrauen, Verlässlich
Treu: Sadık
Mein Hund ist mir immer treu geblieben.
Trauen, guvenmek cesaret vermek yada evleniyoruz.
(Orkestra güzel bir melodi çaldı.)
Tabu:
Musik, Instrumente, Dirigent
Das Orchester
=Orkestra:
Das Orchester spielte eine schöne Melodie.
(Bu akşam okulda veli toplantısı var.)
Tabu:
Schule, Eltern, Besprechung
Der Elternabend: Veli toplantısı
: Heute Abend ist Elternabend in der Schule.
(Bu akşam okulda veli toplantısı var.)
Tabu:
Schule, Eltern, Besprechung
Topluluk birbirine yardım eder.
Tabu:
Gruppe, Zusammen, Gesellschaft
Die Gemeinschaft
Türkçe: Topluluk
Örnek: Die Gemeinschaft hilft sich gegenseitig.
(Firmamızda herkes birbirine sen diye hitap eder.)
Tabu:
Informell, Nicht „Sie“, Per „du“
Duzen= Samimi hitap etmek (sen diye hitap etmek):
In unserer Firma duzen sich alle.
(Fiyatların karşılaştırılması büyük farklar gösteriyor.)
Tabu:
Unterschied, Ähnlich, Unterscheiden
Der Vergleich
Türkçe: Karşılaştırma
Örnek: Ein Vergleich der Preise zeigt große Unterschiede.
(Thomas hariç herkes geldi.)
Tabu:
Nicht, Ohne, Ausgeschlossen
Ausser
Türkçe: Dışında
Örnek: Alle sind gekommen, außer Thomas.
(Firmamızdaki iş yeri ortamı çok rahat.)
Tabu:
Arbeitsatmosphäre, Stimmung, Büro
Das Betriebsklima
Türkçe: İş yeri ortamı
Örnek: Das Betriebsklima in unserer Firma ist sehr angenehm.
(Binanın şekli sıradışı.)
Tabu:
Gestalt, Struktur, Figur
Die Form
Türkçe: Şekil, form
Örnek: Die Form des Gebäudes ist außergewöhnlich.
(Olumlu bir çalışma atmosferi verimliliği artırır.)
Tabu:
Büro, Betriebsklima, Stimmung
Die Arbeitsatmosphäre
Türkçe: Çalışma atmosferi
Örnek: Eine positive Arbeitsatmosphäre erhöht die Produktivität.
(Almanya’da genellikle yabancılara siz diye hitap edilir.)
Tabu:
Höflich, Nicht „du“, Formal
Siezen
Türkçe: Resmi hitap etmek (siz diye hitap etmek)
Örnek: In Deutschland siezt man oft Fremde.
(Şehirler arasındaki mesafe 200 kilometre.)
Tabu:
Entfernung, Abstand, Weit
Die Distanz
Türkçe: Mesafe
Örnek: Die Distanz zwischen den Städten beträgt 200 Kilometer.
kullanılmaktaydı , yaygın, alışılmış, kullanışlı, sık kullanılan
Üblich, viele menschen benutzen etwas
gebräuchlich
Das Wort ist im Alltag sehr gebräuchlich.
(Bu kelime günlük hayatta çok yaygın.)
Es ist nicht mehr gebräuchlich, so zu sprechen.
(Bu şekilde konuşmak artık alışılmış bir şey değil.)
Diese Methode ist heute noch gebräuchlich.
(Bu yöntem bugün hâlâ yaygın olarak kullanılıyor.)
Teşvik etmek, weiterbringen, ileriye göturmek
Unterstützen
Fördern
Almanca “fördern” kelimesi Türkçede “desteklemek, teşvik etmek, ilerletmek” anlamına gelir. Bir kişiye, projeye veya bir sürece yardım etmek ya da onu geliştirmek amacıyla katkıda bulunmayı ifade eder.
Örnek Kullanımlar:
Die Regierung will junge Talente fördern.
(Hükümet genç yetenekleri desteklemek istiyor.)
Sport fördert die Gesundheit.
(Spor sağlığı teşvik eder.)
Wir müssen die Zusammenarbeit fördern.
(İş birliğini teşvik etmeliyiz.)
Ayrıca, teknik bağlamda “çıkarmak” anlamında da kullanılabilir:
Kohle fördern.
(Kömür çıkarmak.)
Katı , sert
Steif
Sadece okumak da kullandik
Üzerinden uçmak
Überfliegen
- Göz gezdirmek, hızlıca okumak
Bir metni detaylara inmeden, genel olarak hızlıca okumak anlamında kullanılır.
Ich habe den Text nur überflogen.
(Metne sadece göz gezdirdim.)
- Üzerinden uçmak
Bir yerin ya da nesnenin üzerinden uçmak anlamında da kullanılır.
Das Flugzeug überflog die Stadt.
(Uçak şehrin üzerinden uçtu.)
Köpük , süt köpügünde sormustum
Der Schaum
Almanca “der Schaum” kelimesi Türkçede “köpük” anlamına gelir. Sıvıların üzerinde oluşan kabarcıklı tabaka veya köpük olarak tanımlanır.
Örnek Kullanımlar:
Badeschaum
(Banyo köpüğü)
Der Kaffee hat viel Schaum.
(Kahvenin üzerinde çok köpük var.)
Der Schaum verschwindet langsam.
(Köpük yavaşça kayboluyor.)
Farklı bağlamlarda sabun köpüğü, deniz köpüğü veya bira köpüğü gibi şeyler için de kullanılabilir.
Saklamak, tutmak
Behalten
Almanca “behalten” fiili Türkçede “saklamak, muhafaza etmek, tutmak” anlamlarına gelir.
Örnekler:
Das Geheimnis behalten.
(Sırrı saklamak.)
Ich möchte das Buch behalten.
(Bu kitabı tutmak/muhafaza etmek istiyorum.)
Kannst du das für dich behalten?
(Bunu kendine saklayabilir misin?)
Ayrıca, mecazi anlamda bir şeyi akılda tutmak ya da hatırlamak için de kullanılır:
Ich habe mir die Telefonnummer behalten.
(Telefon numarasını aklımda tuttum.)
Sich aus etwas raushalten, kendini disarida tutmak
Hakkinda iyişeyler söylemek
Gutes sagen über
davranmak
sich verhalten
sich benehmen
Das Benehmen
Das Verhalten
Die Leute benehmen sich schlecht.
Almanca “sich benehmen” fiili, Türkçede “davranmak, hareket etmek” anlamına gelir. Genellikle bir kişinin belirli bir duruma uygun şekilde davranmasını ifade eder ve genellikle görgü kurallarına veya sosyal normlara uygunluğu belirtir.
Örnek Kullanımlar:
Er benimmt sich immer höflich.
(O, her zaman kibar davranır.)
Warum benimmst du dich so seltsam?
(Neden bu kadar garip davranıyorsun?)
Die Kinder haben sich gut benommen.
(Çocuklar iyi davrandılar.)
Bu ifade, kişinin davranışlarını kontrol etmesi gerektiği durumlarda da sıkça kullanılır:
Benimm dich!
(Kendine gel! / Düzgün davran!)
görünüşe göre, anlasilan ,(adverb)
Nicht %100 sicher
anscheinend
Almanca “anscheinend” kelimesi Türkçede “görünüşe göre, anlaşılan, galiba” anlamına gelir. Bir durumun ya da olayın dışarıdan bakıldığında nasıl göründüğünü ifade etmek için kullanılır.
Örnek Kullanımlar:
Anscheinend hat er den Termin vergessen.
(Görünüşe göre randevuyu unutmuş.)
Sie ist anscheinend sehr beschäftigt.
(Anlaşılan o ki, çok meşgul.)
Es hat anscheinend niemand bemerkt.
(Galiba kimse fark etmedi.)
Kelime, bir durumu kesin olarak bilmediğiniz, ama dışarıdan görünen kadarıyla tahmin yürüttüğünüz durumlarda kullanılır.
Was denkt die andere Person?
Bir kalib olarak kullanildi
Für wie + adj + halten + subj + refl
Für wie alt hält der mich?
1. Für wie klug halten Sie sich?
(Kendinizi ne kadar zeki buluyorsunuz?)
→ Burada kişi, kendi zekası hakkında ne düşündüğünü sorguluyor.
- Er hält sich für sehr wichtig.
(Kendini çok önemli biri olarak görüyor.)
→ “Für sehr wichtig” kısmı, değerlendirme sıfatıdır. - Für wie sportlich hältst du dich?
(Kendini ne kadar sportif buluyorsun?)
→ Kişinin kendini sportif olma açısından değerlendirmesi isteniyor. - Ich halte mich für nicht besonders talentiert.
(Kendimi pek yetenekli biri olarak görmüyorum.)
→ Kişi, kendi yeteneklerini değerlendiriyor.
Umutsuzluk, çaresizlik
verzweifeln
Almanca “verzweifeln” fiili, Türkçede “umutsuzluğa düşmek, çaresizleşmek” anlamına gelir. Bir kişi bir durum karşısında tamamen umutsuz hale geldiğinde veya çözüm bulamayacak şekilde çaresiz hissettiğinde bu fiil kullanılır.
Örnek Kullanımlar:
Sie ist an der Situation verzweifelt.
(O, durum karşısında umutsuz hale geldi.)
Er verzweifelt, weil er seine Schlüssel verloren hat.
(Anahtarlarını kaybettiği için umutsuzlaşıyor.)
Ich bin fast am Verzweifeln.
(Neredeyse umutsuzluğa düşeceğim.)
Bu fiil genellikle olumsuz bir duyguyu ifade eder ve bir kişinin sabrı ya da umudu tükendiğinde kullanılır.