Vocabulary Flashcards
Perşembe günü bira içeriz
We drink beer on Thursday
Akşam yemeği zamanı
It is dinner time
kaç tane?
How many?
gitmek
to go
Ben gittim (geçmiş zaman), ben gidiyorum (şimdiki zaman), ben gidiceğim (gelecek zaman)
Ben Istanbul’a gidiyorum
I’m going to Istanbul
gelmek
to come
Ben geldim (geçmiş zaman), ben geliyorum (şimdiki zaman), ben geleceğim (gelecek zaman)
Kış geliyor
Winter is coming
yapmak
to do - to make
Ben yaptım (geçmiş zaman), ben yapıyorum (şimdiki zaman), ben yapacağım (gelecek zaman)
Sana dolma yaptım
I made dolma for you
Dolma = wijnbladeren met rijst gevuld. Maar de term dolma omvat alles wat in de Turkse keuken wordt gevuld, van paprika’s en mosselen tot zelfs meloenen.
istemek
to want
Ben istedim (geçmiş zaman), ben istiyorum (şimdiki zaman), ben isteyeceğim (gelecek zaman)
Türkçe öğrenmek istiyorum
I want to learn Turkish
çalışmak
to work - to study
Ben çalıştım (geçmiş zaman), ben çalıyorum (şimdiki zaman), ben çalışacağım (gelecek zaman)
şu anda/ şimdi Türkçe çalışıyorum
I am studying Turkish right now
nerede çalışıyorsun?
Where do you work?
Nasa’da çalışıyorum
I am working at Nasa
bilmek
to know
Ben biliyordum (geçmiş zaman), ben biliyorum (şimdiki zaman), ben bileceğım (gelecek zaman)
Senin kim olduğunu biliyorum
I know who you are
olduğunu (olmak)
is / to be
You know it is a cat” = onun kedi olduğunu biliyorsun
e.g. “I didn’t know that you are an American” = Amerikalı olduğunu bilmiyordum
e.g. “I didn’t know that you are such a person like that” = Böyle bir insan olduğunu bilmiyordum
Şimdi türkçe için kelime kartları yapıyorum
I am now making Flashcards for Turkish
Sanırım biraz sarhoşum (sanmak - to think, to suppose, to imagine)
I think I am bit drunk
Türkçenin kelime sırası çılgın/deli
The word order of Turkish is crazy
gerizekalı
retarded
deli misin?
Are you crazy?
delisin yaa aşkım
You are crazy my love
I learned Turkish
Türkçe öğrendim
I was learning Turkish
Türkçe öğreniyordum
I’ve been learning Turkish for 5 years
Beş yıldır Türkçe öğreniyorum
I don’t want to tell/explain either
Ben de anlatmak istemiyorum
A bit boring
Biraz sıkıcı
My Turkish is not so good
Turkçem iyi değil
How is your day going?
Günün nasıl gidiyor?
Türkçe öğreneceğim
I will learn Turkish
I loved it (the food e.g.)
çok güzel. Bayıldım.
Really?
Gerçekten mi? Yemin et (swear to god)
I’m full (after food)
doydum. şiştim (my stomach is sticked).
I’m sweating.
Terliyorum. Yandım (I’m sweltered).
I laughed a lot
çok güldüm. Gülmekten öldüm (I died laughing).
You’re so beautiful
çok güzelsin. Fıstık gibisin (You’re a cold stone fox)
I got so scared
çok korktum. ödüm koptu (I got terrified)
I’m leaving
Ben çıkıyorum. Hadi ben kaçtım (I’m gone)
past tense
geçmiş zaman
present tense
şimdiki zaman
future tense
gelecek zaman
Whats’up, man?
Naber lan?
My father is Dutch, my mother is German, my wife is Venezuelan, my daughter is a mix of two nationalities. I am Dutch. What about you?
Benim babam Hollandali, annem Alman. Karım Venezüellalı, kızım iki milletin karışımı. Sen nerelisin?
Are you a student?
Öğrenci misin?
What are you studying?
Ne okuyorsun?
Are you going to become a doctor?
Doktor mu olacaksın? (olmak - to be)
Is it hard?
Zor mu?
Are you studying, no I’m not studying. I’m working.
Sen okuyor musun? Hayır okumuyorum. Ben çalışıyorum.
What work you do?
Ne iş yapıyorsun?
That’s a good profession. By the way, would you like some cookies?
Çok güzel bir meslek. Bu arada, kurabiye ister misin?
Because of this, therefore
bu yüzden
often, frequently
Sık sık.
That’s why I often visit museums
Bu yüzden sık sık müzeleri gezerim
Gezmek = to visit
Ziyaret etmek = to visit
There are so many places that I have a hard time choosing.
O kadar çok yer var ki, seçmekte zorlanıyorum.
O kadar = so much
“Ki” is a Turkish word that is used to introduce a subordinate clause in a sentence. In English, it can be roughly translated to “that” or “which.” It helps connect the main clause of the sentence with additional information or context provided by the subordinate clause. In the context of the sentence you provided, “ki” is used to connect the first part of the sentence (“O kadar çok yer var”) with the second part (“seçmekte zorlanıyorum”). The entire sentence conveys the idea that the abundance of places is causing difficulty in choosing.
“Zorlanıyorum” translates to “I am struggling” or “I am having difficulty” in English. It’s a verb form derived from the root “zor” which means “difficult.” The “-lan-“ infix and the personal ending “-ıyorum” together indicate the present tense first person singular form of the verb “zorlanmak,” meaning “to struggle” or “to have difficulty.” In the context of the sentence, it signifies the challenge the speaker is facing in making a decision among the many options.
Yes, we just met.
Evet, az önce tanıştık.
When did you start to learn?
Ne zaman başladın öğrenmeye?
başlamak = to start
I liked your Turkish
Türkçe’ni beğendim
I learn Turkish like a nightingale
Ben Türkçe bülbül gibi öğrenmek
You already speak!
Konuşuyorsun zaten sen!
I want to speak like a nightingale
bülbül gibi konuşmak istiyor
How did you learn Turkish?
Nasıl öğrendin Türkce’yi?
You surprised me. I was shocked.
şaşırttın beni. şaşırdım.
Perhaps
belki
What is this? What is that? What is it? (referring to something further away)
Bu ne? Şu ne? O ne?
here, there (close to listener and speaker), there (far from listener and speaker)
burada, şurada, orada
The bag is (over) there
Çanta şurada
Where is the cat?
Kedi nerede?
What is that? What is it?
O ne?
Actually, I have Turkish friends
Aslında benim Türk arkadaşlarım var
Yes. One lives in Istanbul; Merve. She invited me to Istanbul, would you like to come too? We can also visit museums together.
Evet. Biri İstanbul’da yaşıyor; Merve. O beni İstanbul’a davet etti, sen de gelmek ister misin? Hem birlikte müzeleri gezebiliriz.
to invite
davet etmek
I do not have Turkish friends
Benim Türk arkadaşım yok
I would love to. Do you mind if I come? Can you ask Merve?
Çok isterim. Benim gelmem problem olur mu? Merve’ye sorabilir misin?
Of course, I can ask
Elbette/tabii ki, sorabilirim
How many days will you stay there?
Orada kaç gün kalacaksın?
“Kalacaksın” is the second person singular future tense form of the verb “kalmak”: “to stay.”
Future tense:
I will stay: “kalacağım”
You will stay (singular, informal): “kalacaksın”
He/She/It will stay: “kalacak”
We will stay: “kalacağız”
You will stay (plural or formal): “kalacaksınız”
They will stay: “kalacaklar”
Past tense:
I stayed: “kaldım”
You stayed: “kaldın”
He/She/It stayed: “kaldı”
We stayed: “kaldık”
You (plural) stayed: “kaldınız”
They stayed: “kaldılar”
Present tense:
I stay: “kalıyorum”
You stay (singular, informal): “kalıyorsun”
He/She/It stays: “kalıyor”
We stay: “kalıyoruz”
You stay (plural or formal): “kalıyorsunuz”
They stay: “kalıyorlar”
to run
koşmak
I ran: “koştuM”
You ran: “koştuN”
He/she ran: “koştu”
We ran: “koştuk”
You (plural) ran: “koştunuz”
They ran: “koştular”
to talk
konuşmak
I talked: “konuştum”
You talked: “konuştun”
He/she talked: “konuştu”
We talked: “konuştuk”
You (plural) talked: “konuştunuz”
They talked: “konuştular”
I will stay for at least twelve – thirteen days. Maybe more.
En az on iki – on üç gün kalacağım. Belki daha çok.
En az = at least (tenminste)
Belki = maybe
daha çok = more
When are you leaving?
Ne zaman gideceksin?
Future tense (gitmek - to go):
I will go: “gideceğim”
You will go (singular, informal): “gideceksin”
He/She/It will go: “gidecek”
We will go: “gideceğiz”
You will go (plural or formal): “gideceksiniz”
They will go: “gidecekler”
This coming Saturday night. By the way, I sent a message to Merve, and she replied. You can come with me to Istanbul. Merve wrote “I would be happy”
Bu Cumartesi gecesi. Bu arada Merve’ye mesaj attım. O da cevap verdi. Sen de benimle İstanbul’a gelebilirsin. Merve ‘Mutlu olurum’ yazmış.
Bu: This
Cumartesi: Saturday
gecesi: night
arada: in between, meanwhile
Merve’ye: to Merve (a name)
mesaj: message
attım: I sent (from the verb “atmak” which means “to send”)
O: She/He/It
da: also
cevap: response
verdi: gave (from the verb “vermek” which means “to give”)
Sen: You
de: also
benimle: with me
İstanbul’a: to Istanbul
gelebilirsin: you can come (from the verb “gelmek” which means “to come” and the potential suffix “-ebilirsin” indicating ability)
Mutlu: happy
olurum: I would be (from the verb “olmak” which means “to be” and the suffix “-urum” indicating conditional future tense)
yazmış: wrote (from the verb “yazmak” which means “to write” in the past tense)